BOLU HABERLERİ

Acaba Kaç Düğüm Atabildik!

Acaba Kaç Düğüm Atabildik!
Yasemin Topcuoglu( yasemintpc@outlook.com )
2.500
05 Haziran 2018 - 10:21

Bir keşiş araştırma yapmak için Uzakdoğu’nun bir köyüne gidiyor. Önce köyün mezarlığına giriyor çünkü kültürlerin, yaşam felsefesinin böyle yerlerde olduğuna inanıyor. Ve bir bakıyor ki, mezar taşlarının üzerinde 5, 45, 422, 678 ,980, 10266,20075 vs. gibi rakamlar var. Düşünüyor, düşünüyor işin sırrını çözemiyor. Köyün en bilge kişisine gidiyor ve soruyor; Nedir bu rakamlar ? Ay mıdır, yıl mıdır, saat mıdır ?. Bilge kişi gülümsüyor ve şöyle diyor ;  “Bizler bebeklerimiz doğduğu zaman bellerine ip bağlarız. Her güldükleri zaman da o ipe bir düğüm atarız. Öldükleri zamansa bellerindeki düğümleri sayar, mezar taşına ne kadar “yaşadığını” göstermek için o rakamı yazarız.

Değerli yazarlarımızdan A. Bülent BOZKURT’ un bir kitabında okumuştum ” Gülmek Yaşamaktır” adlı bu yazısını.. Çok hoşuma gitmiş ve “acaba şimdiye kadar ne kadar düğüm atmış olabilirim” diye düşünmekten kendimi alamamıştım. Bu durumda her mutlu “an”ımız bizim ne kadar yaşadığımızı gösteriyordu.

 Sahip olduğumuz tek an içinde bulunduğumuz “an”.. Ya an’da  var olmayı öğrenir, tadını çıkarmak amacımız olur ya da zaman da kaybolup gideriz. Yaşantımızı düşününce,  hep bir koşuşturma halindeyiz. Nefes nefese hep bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Koşuşturma halindeyken de, etrafımızdaki manzaraları, ayrıntıları, güzellikleri de kaçırıyoruz çoğu zaman. İçinde bulunduğumuz mevsimin bile tadını çıkaramadığımız oluyor. Ne gördüğümüz çiçeklerin güzelliklerini seyrediyoruz ne de kokusunu hissediyoruz, ne oturup kuşların sesini dinleyebiliyoruz, ne yolda gördüğümüz küçük bir hayvanı sevebiliyoruz, koştururken komşularımızı bile tanıma fırsatı bulamıyoruz çoğu kez..  Biraz durup yavaşlamak aklımıza bile gelmiyor. Eğer yavaşlayamadığımız ve “an”da olanları fark edemediğimiz sürece de,  yaşadığımızı zannederek bulunduğumuz “an”ın ötesinde ya da çok gerilerinde gezinir dururuz. Oysa hepimizin gülümseyebilmesi için ne kadar çok sebebimizin olduğunu bilmemiz ve çevremizde var olan güzelliklerin farkına varabilmemiz gerekiyor.

Rabbim, ne kadar da kusursuz ve güzel yaratmış her şeyi ve bizleri.. Nefesinden üflemiş, içimize sevgisini bırakmış.. Özümüz sevgi.. Aldığımız her nefes ise bize şifa.. nefes yaşamdır.. Sonra yeşilin ve mavinin ne kadar farkında olduğumuz geliyor.. Ve toprak.. düşününce toprak nasılda sahipleniyor, köklendiriyor üstünde hayat bulan en küçük çimeninden en büyük yıllanmış ağaçlarına kadar.. sımsıkı sarılıyor ve  besliyor.. Bizim de tıpkı toprak gibi, sahip olduğumuz her şeyi, şefkatle kucaklamamız gerekmiyor mu.? Kendimizle dost olabilmemiz için tüm doğru ve yanlışlarımızı şefkatle kabullenmemiz gerekiyor ki mutlu ve huzurlu olabilelim. Testi içindekini sızdırır misali çevremize de içimizdeki sevgiyi, şefkati yansıtabilelim. Aynadaki görüntümüz bize kim olduğumuzu değil, kim olmaya programladığımızı gösteriyor. Yaşam yolculuğumuz sırasında kalbimizin gördüğünü zihnimize de göstermeyi başardığımızda huzuru da, mutluluğu da yakalamış oluruz.

 

Önceliğimiz bizi daha mutlu edecek şeyleri yapabilmek olmalı. “An”ın tadını çıkarabilmek olmalı. “An”ı yaşayabilmek olmalı..Hayat mücadelesi içinde zamanımızı çoğunu daha fazla nesneye sahip olmakla geçirmek yerine, biraz daha yavaşlayarak, hissederek, farkına vararak , görerek, ruhumuzu canlandırmaya da vakit ayırabilmemiz gerekmiyor mu.? Keşke demeden önce atabileceğimiz düğümlerimizi daha da fazlalaştırabilmemiz dileğimle sevgiyle kalın…

 

GÜNLÜK HABER AKIŞI
Asuman Sarı | Hacet bayramı
GÜNLÜK HABER AKIŞI
Biz Bolu’yu Çok Seviyoz
GÜNLÜK HABER AKIŞI
SİGARASIZ AŞK
GÜNLÜK HABER AKIŞI
HADDİNİ AŞTI KALEM
GÜNLÜK HABER AKIŞI
HAYVANLAR VE İNSANLAR