SON DAKİKA

“ BEN MAPUSTA ÖLÜRÜM HAKİM BEY !”

Bu haber 15 Ekim 2017 - 22:47 'de eklendi ve 2.648 kez görüntülendi.

“ BEN MAPUSTA ÖLÜRÜM HAKİM BEY !”                                                16.10.2017

Erkenden kalkardı. Anne ve babası çoktan gitmiş  olurlardı  bağa, bahçelerine. Sabah kahvaltısından arka kalanları hızla  yemesi gerekirdi. İki inekleri vardı sağılacak..

Kardeşleri küçüktü.

Çabucak inekleri sağar, makineye koyar kaymağını ayırırdı, her sabah olduğu gibi. Sütünü sütçüye verirdi.

Naz evin dayanağıydı. Kardeşlerine bakar, evin öte beri işlerini yapar, akşama gelecek olan anne babası için yemek hazırlardı. Bir gün öncesinden ki kahvaltıyı bile.

Öğretmeni çok demişti ” Naz’ı okutun” durumları olmadığından okutamamışlardı.

Çeşmeden su getirir, çamaşır bulaşıkları, kardeşlerini yıkar beslerdi. Naz’ın görev tanımı buydu.

Sessiz ve sakindi her davranışı, olumluydu, yerli yerindeydi.

Eli yüzü düzgün, ak pak güzel mi güzeldi hani!

Güzel ve becerikli oluşu göze batıyordu, on dört yaşına yeni bastığında.

Köydeki düğün ve dernek alışkanlığını kazanamamıştı, zamanı yoktu daha doğrusu.

Komşu köyün bıçkın delikanlısı Kemal, O’nu çeşme başında görmüş, bir görüşte aşık olmuştu,

Kemal ailesini Naz için istemeye göndermiş, Naz’ın ailesi kesinlikle karşı çıkmışlardı.

Çok küçüktü Naz. İnce çiçek kadarda narin.

Araya koyduğu köyün ileri gelenlerinden de iyi haber alamayan Kemal ve ailesi, baskı yapmaya başlamıştı.

Günler sürdü  yakınlaşma çabaları Naz’ın ailesiyle. Anne ve babası da Naz kadar sessiz, sakin ve dürüst bir aileydi. “Olmaz” dı en son cevapları.

Gözünü karartan Kemal “kaçırma” ya karar verdi Naz’ı. Kaçırdı!

On beş yaşına yeni basmıştı. Kanun namına bir şey bilmeyen Naz’ın ailesi susmuş, hayata küsmüşlerdi. Günlerdir göz yaşlarını dindirememişti, Naz. Annesini babasını hele de kardeşlerini çok özlemişti.

Ne yapıyorlardı Naz’sız ,ne içip ne giyiniyorlardı, annesi ve babası  Naz için neler düşünüyorlardı? Kıyamazdı onlara.

Kemal O’na dokunmamıştı bile. Göz yaşlarını silmesine, karnını doyurmasına yardımcı oluyordu. Çok iyi davranıyordu Kemal suçunu affedercesine. Gün günden eriyordu Naz!

Anne babası ve kardeşlerinden haber alamayışı onu yıkıyor,  çaresiz!

Kemal askere gitme zamanı gelmişti ama Naz’ın umurunda bile değildi.

Kemal askere türkülü, yemekli gitti. Naz her zaman olduğu gibi tarlada patates çapalıyor, bostanda fasulye ve domates fidelerini suluyordu. Alışmış görüntüsüyle.Ev, ev hali onu çok sıkıyordu. Tarla da bağ ve bahçede çalışmak kurtuluşuydu sanki, O öyle görüyordu.

Kemal’in anne ve babasıyla uzun zaman olmasına rağmen çok az karşılaşmıştı.

Kemal gitti gideli doğru dürüst yemek yemiyor, kendileri yediklerinde Naz için sofra boşalıyor, sürekli kavga ediyorlardı , Naz ile.

İş gittikçe çığırından çıkmıştı. Eve bile sokmuyorlar, yorgun argın gelen Naz’ı.

Tarladan gelen Naz, dinlenmek için çıktığı evde uzanmış yatıyordu. Elinde kazma sapı ile gelen Kayınbabasını görmemişti. Öyle bir acı hissetti ki uyurken Naz. Neye uğradığın şaşırmıştı. Hem vuruyor hemde söyleniyordu,

”Ben aileme bakamaz durumdayken sen nerden geldin k…”dediğini duyabildi.

Kayınanası da Naz’ın eşyalarını atıyordu pencereden. Uyku sersemliği ve acıdan ne yaptığını bilmeyen Naz, tarlada, bağda bahçede kullandığı küçük baltasına sarılıp kendini savunmaya çalışmış, kayınbabasının boğazından ,kayın validesinin elinden yaralamış, kanlar içinde bırakmıştı, odayı.

Çığlıklara cevapsız kalmayan komşuları ; “Naz’ı döverken sessiz kalan komşularından söz ediyorum” Jandarmaya haber verdiklerinde Naz baygın yatıyordu , kayınvalidesi ve kayınbabası reklam amaçlı köyün içinde bağırıp, zılgıt atıyorlardı. Yaygaracı, Naz’a sahip çıkmayan komşuları, nakaratlarıyla Onlara yardım ediyorlardı, güya !

Naz hakim karşısındaydı. Ötekiler hastahanede .

Yalvaran gözlerle “Beni mapusa atmayın hakim bey, ben mapusta ölürüm” dedi. Sahipsiz, kimsesiz !

“Ama suçlusun kızım. Bak yaşında küçük. Neden yaptın, sana kim yardım etti de ikisinide baltayla yaraladın?”  Hiçbir şey duymuyordu. Okulunu , çocukluk sevgilisi Ahmet geldi aklına. Sustu ve yutkundu.

“Beni mapusa atmayı hakim bey, ben mabusta ölürüm” diyebildi, yeniden.

Mapusa gireli iki ay olmuştu. Herşeye rağmen annen ve babası “köylülerin namus kavramları” hiçe sayarak Çocuklarını görmeye gittiler. Temiz elbiseler birazda yiyecek.

Üç gün önce hastahaneye acil kaldırılmıştı. Anne ve babasını hastahaneye yönlendirdiler. Nerden bileceklerdi ölüsünü almaya gittiklerini, kızlarının……!

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşayın” öyle mi?” O yılan büyüyüp bizide sokabileceğini düşünmüyoruz! Anlayana …!

Hoşça Kalın !

Nazlara sahip çıkalım !                                                                                                                     İsmail ALTOK

 

İsmail Altokaltok14@gmail.com