SON DAKİKA

antalya escort bayan

BİZ DE KALANLAR…

Bu haber 03 Ocak 2018 - 22:33 'de eklendi ve 1.193 kez görüntülendi.

Özlem duygusu hepimizin zaman zaman kendi içimizde hissettiğimiz, her birimizin ayrı bir yoğunlukta yaşadığımız bir duygu.. Hayatımızın içinde yokluğunu hissettiğimiz, bunu fark ettiğimiz her durumda etkisini gösteren , bazen acı veren, bazen hüzünlendiren, bazen de gülümsetebilen ,bazen hasret çektiren, bazen umutlandıran, bazen de sabretmeyi öğreten bir duygu, ..

Hissettiğimiz her özlem duygusunun biz de bıraktığı duygusal etkisi de bir başka ..Özlemek duygusunu tek yönlü bir şeymiş gibi hissetmemeliyiz. Sanki biraz değişim ve biraz da dönüşüm var. Bunu pek kabul vermediğimiz her yerde özlem duygusu daha yoğun gibi. Bir şey, başka bir şeye dönüşüyor ama ben “onu eski haliyle” istiyorum, değişmesini istemiyorum. Bu her şey olabilir yani evinden bir süre uzaklaşmak ve evini özlemek de olabiliyor, çok sevdiğin bir eşyayı birine vermek ve onu özlemek de olabiliyor, varlığı ile bizi mutlu edenlerimizi kaybetmekte , yitirmekte olabiliyor, çocukluk günlerimiz de olabiliyor. Sanki var olan alıştığımız şeylerin, düzenin bozulmasına pek izin veremiyoruz. Sanki özlemek, kaybetmekle eşleşen bir şeymiş gibi bizim hayatımızda. Halbuki gerçekten kaybetmek midir?.

Ya da hiç elde edemediğin bir şeye de özlem duyamaz mıyız?. Mesela ulaşamadığımız hayallerimize, bazen belki kendimizin yaşayamadığı bir duyguyu,bir annenin evladının başını okşamasını görüp, aslında bu bizim yaşamadığımız bir duygu olup buna da özlem duyabiliriz. Bu uzun süredir isteyip de bir türlü gidemediğimiz tatil de olabilir. İlla sahip olduğumuz bir şeyin kaybedişi olmayabilir özlem. Hiç kavuşamadığın ama hasretini çektiğin, yaşamak istediğin bir şeye de özlem duyabiliriz. Çift yönlü diye ifade etmemiz gereken bir duygu özlem. Ama yine de ikisinin temelinde de değişime , var olana izin vermemek gibi bir şey hissettiriyor bana..

Çok değerli arkadaşım olan Psikokinesiyoloji danışmanı ve Sosyolog olan Saliha ERBAĞ ile yaptığımız sohbet sırasında bana bu konu ile ilgili düşüncelerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

ERBAĞ ; “Hayat sanki akan bir nehir gibi.. Rabbim’in verdiği enerji de akan bir su gibi. Hoşumuza giden anılar olduğunda , bunları hep hatırlamak istiyoruz. Hayatımız da unutmak istemediğimiz ya da unutmaktan korktuğumuz, gitmesine izin vermediğimiz her şeyi bir taş olarak düşünün. Bu beni mutlu eden bir anı diye, burada bunu yaşadım diyerek oraya bir taş koyuyorum sanki. “Daha çok o mutluluğu yaşayayım” diye. O taş aslında o nehrin akışını engelleyen bir şey oluyor. Sonra bir tek o taş mı, yok. Başka bir yerde canımı acıtan, canımı yakan bir şey yaşıyoruz. Bir daha “aynı acıyı yaşamayayım “diye orayı da belirginleştirmek için birkaç çalı çırpı, bir taş, bir kaya da oraya koyuyoruz. Ve nehrin içine sürekli devamlı taşlar ekliyoruz . Her eklediğimiz taş nehrin akışını engelleyerek, biraz daha zorlaştıran bir durum haline dönüşüyor. Tutuyoruz onu. Özel anıları da bırakamıyoruz, tekrar acı çekmeyeyim diye olumsuz anıları da bırakamıyoruz. Kendimizi hazırlayamadığımız ve sonrasından emin olamadığımız her şeyden endişe duyuyoruz. Hayatımızda var olan neyse , onlarla kendimizi eşleştiriyoruz. İşle, unvan la, insanlarla, sevgiliyle, anne babayla, sevdiklerimizle. Bir gün o gidecek diye çok korkuyoruz. Halbuki dünyaya gelişin yapayalnız, gidişin de yapayalnız. Her konu da gösterebildiğin hiç bir şey yoksa gelişin de çıplak, gidişin de çıplak tabir-i caizse. Alabileceğin bir şey yok yanına ama eşleştiğimiz her şeyi ya kaybetmekten korkuyorum ya da gitmesin diye sürekli bir çırpınma haline giriyoruz. Çok yorucu oluyor bu durum. Özlem dediğimiz şey gitmesine izin vermediğimiz şeylerdir. Ya da olmasına izin veremediğimiz şeylerdir. Şu anki bu durumumu kabul edemiyorum ve mutlu olamıyorum. Sanki geçmişimiz bir kütüphane . O kütüphaneye gidip o kitabı okuyup yanımıza alıp taşımaya çalışıyoruz. Her yere götürmeye çalışıyoruz, gireceksin bakacaksın, kitabı yerine koyacaksın ve kütüphane den çıkacaksın. Bu kadar… Ama biz hep ya kütüphane de yaşıyoruz “Geçmiş te şöyleydi , çocukluğumuz, nerde eski bayramlar “vb. Ya olumlu olan her anıyı, kitabı çantama atıp “beni mutlu ediyor” diye taşımaya çalışıyor ya da “bırakın beni burada öleceğim” deyip orada kalıyoruz. Ama hayat devam ediyor. Kütüphanede kalmak sakıncalı bir durum. Çıkmak lazım. Evet, o kütüphane senin bir parçan , İyi ki var. Çok şey öğretiyor bize.Gir , lazım olanı al ve çık. Rabbimin verdiği her şeyin hakikaten de tam vaktinde geldiğine, kaldırabileceğine, sonunun güzele varacağına , şu an göremesen bile buna razı olabilmekle ilgili… kabul edebilmek, teslimiyet dediğimiz şey. Özlemek dediğimiz şeyin o zaman anlamı farklı olacak. Kaybetmek olmayacak. Özlemek sanki kavuşulmayı bekleyen bir sevgili olacak. Değişime direndiğimiz her yerde acı çekiyoruz. O zaman özlem duygusu, o zaman hasret duygusu, o zaman pişmanlık duygusu, o zaman suçluluk duygusu, o zaman öfke ve kızgınlık duygusu. Gelen ne varsa değişime direndiğimiz her şeyde , geçip gitmesine izin veremediğimiz her şeyde, teslim olamadığımız her şeyde canımız yanıyor. ” diyerek düşüncelerini aktardı.

Özlemek duygusu geçmişteki bir anıyı, bir şeyi hatırlatıyor olması sebebiyle de bizi bugün de yarım kalan bir şeyi ve bu eksikliği kapatmak için adım atmaya zorlaması açısından olumlu bir duygudur. Kaybettiğimiz, yitirdiğimiz, bize varlıklarıyla yaşamamıza renk katanlara, canımızda can olanlara karşı duyduğumuz özlem duygusu canımızı çok acıtsa da , gün sayarak, takvim yapraklarını kopararak umutla, hasretle gelmesini beklediklerimize karşı hissettiğimiz özlem duygusu bize sınırlarımızı ve her şeyi yapmaya muktedir olamadığımızı gösterse de her iki durumun sonunda bir kavuşma yok mudur?. Önemli olan geçirilen her AN’ın değerli olması değil mi.? Özlediklerimizin ve özleyenlerimizin çok olması dileğimle sevgiyle kalın..

Yasemin Topcuogluyasemintpc@outlook.com