BOLU HABERLERİ

Derya Baran \ ÇİÇEK ZAMANLARI

Derya Baran \ ÇİÇEK ZAMANLARI
2.414
20 Kasım 2012 - 9:16

 ÇİÇEK  ZAMANLARI

             Herkese neşeli bir andan: selamlar. Öyle ya,  şu zamanlar neşe dediğimiz şey, Hint kumaşlarına sarınmışçasına gizler olmuş kendini, öylesi kıymetli.  O yüzden , rastlandığı yerde yakalanmalı;  sonra hemen ruha zerk edilmeli, diyorum.  Bir yolunu bulup dillendireyim, bu kez de buralardan selam vereyim  istedim.

Sebep-i  neşeme gelince, iki tane  şeker mi şeker misafir ağırladım geçenlerde. Kendileri ; dört yaşlarında ki ikiz kardeşler:  Öykü ile Ege.  Karındaş; hatta doğumdaş oluşlarına inat, birbirlerine hiç mi hiç benzemeyen iki ayrı dünya.  Bilirsiniz, bu çocuklara ait dünyanın;  içerisi de bambaşkadır bizimkilerden. O yüzden, miniklerin  yerleri  daima rezervedir  konuk listemde.  Ama onlar sizi pek de kolay buyur  etmiyorlar  kendi dünyalarına. Öncelikle, birkaç renkli numara bilmeniz şart.

Hani, ‘şimdi ki çocuklar’ diye bir tabir var ya, almış başını gidiyor. İşte bu; şimdi ki çocukların yörüngesini  yakalamakta  kolay  olmuyor.  Baktım,  agu gugu ile olacak gibi değil; o yüzden bende bu renkli numaralardan yola çıktım.  Evde ne kadar süslü, püslü;  cıvıltılı kalem varsa serdim önlerine. Önce biraz yoklaştılar, oynaştılar kalemlerle.  Bir iki karaladılar; renklere baktılar. Bu sefer, benim için hediye bir resim yapmalarını istedim onlardan. Sonrasında o resimleri asacağıma da söz verdim ama. Sanıyorum, rengi burada yakaladık çocuklarla. Hediye, lafını duyunca çok heyecanlandılar. Bu yüce gönüllülüğe de  hayran kalırsınız.  Azimle başladılar hediyeleri  hazırlamaya.
Uzunca bir süre, organize bir sessizlik  tutturduk.  İlk önce de Öykü bitirdi resmini. Anlatıyor: resimde annesiyle gezmeye giden bir kız var. Görüyorum ki,  moda dergilerinden de  hızını alamamış modern zamanlar;  dolanırken  Öykü’nün resmine de uğramışlar. Çizdiği resimde;  anne-kız  iki cin aliye vardı sanıyorsanız, aldanırsınız.  Annesinin kolunda ki; hanımefendi kızımızın  başında bir prenses tacı, elinde de bir çanta var. Bakın, çantada  kukuleta detayı bile var. Derken,  Ege getiriyor resmini. Kirpiklerimiz de nazlı nazlı kırpışıyor bu arada. İkimizin evini çizmiş ufaklık. İnceden de kur yapıyor galiba.  Evin üstüne çizdiği çatı katını da anladık ama, sıra boyu dizilmiş pencerelerin arasından aşağı doğru uzanan çizgiler de neyin nesi , diyorum.   Ah! Sordum tabi. Sormam mı ? “Su!” diye  bağırınca Ege , hayretle bakmış  olmalıyım.                                                                                                                        Hatırlar mısınız? Bizim resimlerimiz de,  su ile özdeşleşen yegane simgemiz:   yan yana üçgenler olarak çizdiğimiz o dağların önünden;  resim kağıdının sonuna dek uzanan deremizdi.  Ha,  plaj resimleri  falan yapıyor olmak içinse, nereden baksanız  4-5 senemiz vardı daha.  Tripleks olarak tasarlanmış  evimin pencereleri arasından neden bir su geçip de,  kapının çizildiği yere  kadar uzandığını da; dört yaşa uygun bir usturupla sormuş bulundum.   Ah efendim! Sıcak banyo suyuymuş o.  Çatımızın tepesine çizdiği;  kutuplardan basık ekvatordan şişkince; enerji  panellerini çok geç fark ediyorum  tabi  ben.
Yazının başında, resim yaptırarak çocukları nasıl oyaladığımı anlatacağımı falan zannetmiş olabilirsiniz. Ama işin aslına bakarsanız;  oturup bir köşede, kendimi oyalamışım ben.

Farkında mısınız?  ‘Oyalamak’ dediğimiz şey, çocuklara pek işlemediği gibi;  zamanlara da işlemiyor. Hızla değişen ve dönüşen zamanlar;  değiştirip, dönüştürüyor da bir yandan .  Zaman ve insan biteviye harmanlanıp;  ilerleye dursun, bundan en çok nasiplenen de sanırım çocuklar oluyor. Her çocuk, kendi yetiştiği iklimin havasıyla açıyor çiçeklerini.
Ben renkli televizyon kuşağının en taze zamanlarına doğmuş bir çocuğum mesela. Televizyon ciddi bir düşünce konusu olmuştu benim için.  Görüntülerin nasıl oluştuğunu etraflıca irdelemiş; ve  arkası kocaman tüplü o televizyonların içinde küçük adamcıklar olduğuna inandırmıştım kendimi.  Sonraları bir gün,  babam bir arızaya bakmak için o tüplü arka bölmeyi açtığında, renkli kablolarla karşılaştım. Sonuçtan pek tatmin olmasam da, bu kez de kabloların hareketiyle öyle renkli  görüntüler  çıktığına kanaat getirmiştim. Şimdilerdeyse;  minicik cep ekranlardan, tüm dünyayı izleyebildiğimiz zamanlardayız.  Dört yaş resimlerinde de,  yukarıdan  akan sıcak sular oluyor haliyle.

Zamanlar birbiri ardına sıralanmışken fark etmiyoruz, her biri  başkadır  aslında  bir diğerinden. Çocuk ise; en esaslı ayraçtır bu devir -daim makinesinde.  Nice  savaşları ve barışları; hüzünleri  ve neşeleri  içinde taşıyan zamanlar; kendi çocuklarını da  taşırlar içinde.
Neşeli bir şeyler  yazmak istemiştik;  yarının kaygılarından biraz olsun sıyrılalım, diye.  Fena zamanları da bir süreliğine kara kumaşlara sarıp sarmalayıp; çiçekleri anlattım bende. Onlar;  yarın ki iklimdir, diye.  Neşeli anlar olsun herkese.

N.Derya  Baran