SON DAKİKA

antalya escort bayan

Eğitim Ve Sistem Üzerine

Bu haber 12 Aralık 2017 - 22:38 'de eklendi ve 291 kez görüntülendi.

Büyük tartışmalara sebep olan TEOG kaldırıldı ve onun yerine getirilecek olan sistem, Sayın Bakanımız tarafından kamuoyu ile paylaşıldı. Özellikle, eğitim-sistem ikileminde ortaya çıkan tartışmalara toplumun kahir ekseriyetinin alaka duyduğu, dikkat kesildiği yadsınamaz bir gerçektir. Bu gerçeklik, toplumda aşağı-yukarı her bireyin eğitimin belli bir bölümünde bulunduğu (öğrenci, öğretmen, veli) varsayıldığında, fevkalade normal olduğu kabul edilecektir.

Kuşkusuz Sayın Cumhurbaşkanımızın “eğitim konusunda başarılı olamadık” ifadesi, eğitim sistemi konusunda yeni arayışları üst düzeyde tetiklemiştir. Nihayet gelinen noktada,eğitim otoritelerince yıllar öncesine dönüş şeklinde değerlendirilen bir sistem ortaya konulmuş oldu.

Bu yazı yeni sistemle ilgili bilgi vermeyi amaçlamamaktadır. Zira konu hakkında pek çok otorite çeşitli değerlendirmelerle halkımızı bilgilendirmiştir. Olumlu, olumsuz, vasat bulantoplum kesimleri bulunmaktadır.

Fakat bendenizin genel geçer bir kural olarak sık sık zikrettiği “sistemler, yöntemler, eğitmenler vs. değişse de değişmeyen bir şey vardır; o da çalışan öğrencinin/kişinin daima kazandığı gerçeğidir” ifadesi hiç değerini yitirmeyen bir eğitim kuralıdır.

Esasen eğitimde, öğrencilerin herhangi bir okula nasıl yerleşeceğinden daha çok eğitimin muhteviyatı önem arz etmelidir ve tartışılmalıdır.

Eğitimin Muhteviyatı:

Bir sistemin verimli hale gelebilmesi için o sistemin içeriğini düzeltmek,muhteviyatınızenginleştirmek önemlidir. Eğitimin muhteviyatı dediğimiz zaman daşu dört sorunun cevabını verebilmemiz gereklidir:

1-Eğitimciler olarak acaba öğrencilere ne kadar dokunabiliyoruz?

2-Öğrencileri ne kadar tanıyabiliyoruz?

3-Yetenekleri tespitte başarımız nedir?

4-Bir alt yapı olarak okullarımızı/kurumlarımızı bu soruların muhteviyatına ne kadar hazırlayabilmekteyiz?

Bence tüm mesele bu dört maddede odaklanmaktadır.

Hayatlarının ortalama en verimli yirmi yılını okullarda geçiren çocuklara/gençlere bizler muallimler olarak ne oranda dokunabiliyor ve onların hayata bakışlarını ne derece etkileyebiliyoruz acaba? Mesela daha ilkokul sıralarında çocuklarımıza okulu, öğretmeni, dersi, okumayı sevdirebiliyor muyuz? Öğrenciler okula severek mi geliyor yoksa tatil günlerini iple mi çekiyorlar? Bir üniversite mezunu olarak 4. Sınıf öğrencisine sorulan matematik sorularını çözemediğimi itiraf etmeliyim. Matematiğe neden “matem” gözüyle baktığımızın bir kanıtı… Ne sınavını tartışıyoruz biz acaba?…

Mesela öğrencilere direk temas edilebilen, okuduklarını, yazdıklarını, düşündüklerini tartıştırabildiğimiz ve bu tartışmalar sonucunda ürün ortaya koyabildiğimiz öğrenci atölye çalışmalarına önem veriyor muyuzveya sınıflarımızı atölye haline getirebiliyor muyuz? Yoksa hala “dersimi yaparım; maaşıma bakarım” anlayışı ile mi hareket ediliyor.

Pekiyi bu kadar uzun bir zaman diliminde elimize teslim edilmiş olan bu öğrencileri bizler gerçek anlamda tanıyabiliyor muyuz? Neye meyillidirler, psikolojik durumları nedir, neden hoşlanırlar, nasıl yaşarlar? Hayata ve topluma bakışları nasıldır, topluma ne katabilirler? Özgüvenleri, zaman geçirdiği yerler, sevdiği, sevmediği hususlar… Listeyi uzatmak mümkündür. Naçizane kanaatim o ki eğitimciler olarak bizler asıl bu konularda sınıfta kalmış durumdayız. Bizler bu memleketin öğretmenleri olarak ne yazık ki öğrencilerin anlayacağı dilden hitap edememekteyiz.

Eğer böyle olmasaydı tezgahımızdan geçirmiş olduğumuz gençlik duyarsız, gamsız, asi olur muydu? Moda ve zevk merkezli, uyuşturucuya meyilli gençlik, menfaatçi, teröre kanmış gençlikvs…meydana gelir miydi? “Bu işler ailede olur” diyenleri duyar gibiyim; aileyi de bizler eğitmeliyiz dostlar… Görevimiz önemli…

Bu öğrencilerin ne tür zekaları vardır. Sözel, müziksel, mantıksal, matematiksel, görsel, bedensel zekavs… Akademik mi, mesleki bir zekaya mı sahip? Sportif bir yapısı ya da özelliği var mı? El becerisi, sanatsal bir yeteneği, müzik kulağımevcut mu? Bilinmez bir sürü soru fakat çalışıldığında cevapsız değil. Bunları yapamadığımız için mesela futbolda on bir oyuncu da neredeyse yabancı oluyor…

Bunları düşünmeliyiz. Çalıştaylar bunlar üzerine yoğunlaşmalıdır.

Bu üç sorunun bir devamı olarak ta sorulması gereken ve fakat başarılması nispeten daha kolay olan sadece mantalite ve yetişmiş eleman/eğitici/öğretmen ile çözülebilecek bir problemde okullarımızın alt yapı olarak bu üç maddeye hazırlıklarının ne durumda olduğu hususudur.Altyapı dediğimiz zaman tesis ve dersi verecek olan hocalar anlaşılabilir.

Okulun bulunduğu bölge ve öğrenci profilihangi fiziki kapasiteyi istemekte/gerektirmektedir. Yöre/mahalle halkı neye itibar eder, hangi branşlar üzerinden gitmek verimlidir/faydalıdır…

İşte bu soruların cevabı, kurulacak olan okuldan önce yapılacak ön araştırmaile ortaya konulmalıdır. Bu çok dikkat isteyen bir çalışmadır. Uzaklardan, sahici olduğu tartışmalı istatistiklerle tip proje/tip düşünceüretmek beyhude çaba olacaktır.

Bir okul, planlaması yapılırken mesela akademik düşünülüyorsa laboratuvarlı, bilimsel alt yapıları, bilişim yönleri zengin içeriklerle donatılmalıdır. Bu okulun eğitimcileri, düşünülen o muhteviyata göre uzman, yetenekli, derdi olan bir muallim kadrosu ile mütemmim olmalıdır. Spor lisesi olacaksa spor alanları, malzemeleri, hocaları noksansız ve ehil olmalıdır; örnekleri çoğaltabiliriz.

Sınav olacakmış, olmayacakmış, yöntemi nasıl olacakmış vs… bunlardan daha önemlisi işte bahsetmiş olduğum bu hususlardır. Bunlara kafa yormaz isek eğitimde patinaj yapmaya devam ederiz.

Liyakat, adanmış muallim ve betondan daha çok bedene yatırım…

Kısmetse başka bir yazıda tartışalım.

Abdulbaki Muratabakimurat@hotmail.com