SON DAKİKA

ERBAİN

Bu haber 13 Kasım 2017 - 22:07 'de eklendi ve 704 kez görüntülendi.

Sonbaharın belirgin evsafından olan gazeller, ortalıkta uçuşarak ve sürünerek tek tük görünseler de, rüzgar estiğinde kulaklarımıza sonbahar musikisini artık duyuramıyor. Dalına sağlam tutunan yaprakların kırmızımsı görüntüsü, yeşil bir ağaçla yan yana durmuşsa, görenlere hoş bir göz letafeti sunar. Fakat o da fazla kalıcı değildir.  Yere düşen yapraklardaki haşin kuruluk, kış soğuğundan mütevellit pörsümüş bir vaziyete evrilmiş, sokaklardaki sarı merkezli renk cümbüşü sona ermiş, alemde gözlenen hareketlilik belliki tekbir rengin hakimiyetine hazırlık yapmaktadır.

Gözler, kah sürünen kah uçuşan, sallanan, envai çeşit renge sahip doğa manzaralarını arasa da onlar kartpostallardaki yerlerini çoktan almışlardır bile…

Zaman değirmeni onları da berhava etmiş ve erbain görüntünün bu seneki sahnesi de yavaş yavaş kendisini hissettirmeye başlamıştır. Ağızdan çıkan dumanların şiddeti aynı zamanda soğuğun da derecesini ortaya koyuverir.

Yağan kar taneleri yere konar-konmaz ortalıktan kaybolsa bile, kış sinelere dokunup soğukluğunu ve varlığını hissettirerek “işte buradayım” dercesine canlıları titretmektedir.

İnsanoğlu açık havada sandalye ve masalarda çaylarını yudumlayarak derin muhabbetlere artık varamamaktadır. Tam tersine sohbetler yerini kısa halleşmelere terk etmiş, insanlar kendilerini dışarıdan soyutlamış; içerinin sıcak ortamına bırakmışlardır. Bundan sonra artık yaz sıcaklığı evlerin muhabbetine eşdeğer olacaktır… Evde geçirilen bu zaman dilimi eğer elektronik araçlara kurban edilmeden münzevi bir hayat ile taçlandırılabilirse “erbain” işte o zaman gerçek anlamını haiz olacaktır.

Bir evin penceresinden uzun süre bakmak, saçaklarda tüneyen kuşları, etrafta koşuşan kedileri izlemek, sokaklarda kulaklarını soğuktan muhafaza etmeye çalışan, boynunu bükerek yürüyen insanların hallerini görmek, bacalardaki dumanların aheste ve gayet ağırbaşlı olarak soğuğa dayılanır gibi semaya arz-ı endam eylemesi… Eğer sıcak bir çayı yudumluyorsanız tüm bu manzaralar fevkalade keyif verici bir özelliğe sahiptir.

Kapılar kapandı, yanan sobaların ve peteklerin yamaçlarına sıvışan müşterilerde artma oldu. Kışın ev, muhabbet, sıcacık yuva demektir. Çocuklar için kış evvel zaman içinde oturma/misafirlik, bu ise odaların farklı bölümlerinde bom, isim şehir, puluç, dokuztaş, üçtaş ve benzeri oyunlarla süslenmiş güzel akşamlar demekti.

Çocuklar kışın camların gözlemcisidirler. Kapalı ve kararan havalarda çok sevdikleri birini beklercesine gözler kurşuni renkli semadadır. Gökyüzünden bir muştu beklenir. İlk karın havada aheste aheste aşağıya doğru salındığı görüldüğü zaman büyük bir sevinçle çığlık atarak havaya fırlayan afacanlar, avazlarının çıktığı kadar bağırırlar bu andan itibaren artık soğuk ve kar özellikle minik yüreklerde adeta gönül ve sevinç sıcaklığına dönüşüverir.

Hele hele bu kar ortalığı bir yorgan gibi örtmeye başlamışsa, ok gibi dışarıya fırlayan küçükleri bir evin içerisinde tutabilmek kabil değildir. Şapka, atkı, eldiven ve benzeri kışlıklar nezaretinde doyasıya eğlenen çocuklar, soğuktan uyuşan el ve ayaklarının kaybettiği hissiyatın farkına bile varamazlar. Tabi ki sobanın yanına vardıklarında mızmızlanmaları beklenen akıbettir.

Karın az yağdığı nadir olarak tuttuğu yerlerde azıcık bir kar dahi çocuklar için bir şölendir. Bir sabah kırağının yeryüzünü boyarcasına ağartması bile miniklerin heyecanlanmasına yeter sebeptir. Bu muhteşem manzaraya büyük şehirlerde şahit olabilmek ise nadirattandır.

Mevsim değişmelerindeki ibretlik görüntüler ve çocukluk duyguları her defasında yeniden tazelenir ve bu duygular maziyi süsleyen albenili bir nostalji olarak hafızalardaki yerini muhafaza eder.

Mazi hoş bir yaşanmışlık hikayesidir ve daima özeldir; özlenir. Özlenen aslında mazi değil, gençliğin,üzeri küllenmiş, zihinleri süsleyen ve tekrar etmesi mümkün olmayan yaşanmışlıklar manzumesidir.

Abdulbaki Muratabakimurat@hotmail.com