SON DAKİKA

Hissettim, gülümsediğini…

Bu haber 17 Eylül 2017 - 22:33 'de eklendi ve 1.292 kez görüntülendi.

Hissettim, gülümsediğini…

Bayram üstü zar zor denkleştirip aldığım yeni kıyafetimle, elimde giriş biletim, program başlamadan salondaki 35 numaralı koltuğa oturuyorum.

Zaman benden çok geriden geliyor. Bekliyorum. Heyecanımı yatıştırma peşindeyim. Sanki tiyatro salonunda değilim de başka yerlerde dolaşıyorum gibi, hayal kuruyorum. Ne yapsam yok olmuyor. Ayaklarım birazdan başlayacak olan, onun sahneye çıkış müziğinin ritmini çoktan tutmuş. İnip kalkıyor. Zemindeki halıyı incitmemek telaşında bir yandan da.
Aynı oyunu kaç kere seyretmişim zor imkanlarıma rağmen kendim bile bilmiyorum. Gerçi bana kalsa hiç ayrılmam ya, buradan. Kendi halime şaşırıyorum. Yüzümde mucip bir gülümseme ama gözüm perdede… Sahne de…
Birazdan çıkıp bir defa daha güzel, bir defa daha en güzel oynayacak ve rolü bittiğinde, selamlayıp seyircisini çekilecek sahneden. Ama benim gönül sahnemde oynamaya devam edecek hep.
Işık’lar yavaştan sönüyor, perde de kımıldama var. Kalbim dokuz şiddetinde, yüreğimi dövüyor.
Evet işte çıktı sahneye. Ömrümün en uzun, ömrümün en kısa anı. Susuyor herkes. Bir tek kalbim haykırıyor ama benim dışımda salonda kimse duymuyor onu da.
Önce gözlerine takılıyorum. Sanki hep bana bakıyor. Bana doğru geliyor, şimdi uzatacak elini, çekecek sahneye sonra arka kapıdan koşar gibi çıkacağız nere derse oraya sürükleneceğim peşinden. Yok sadece hayal benimkisi. Dönüyoruz gerçeklere. Sahne kalabalıklaşıyor, ağlayan gülen, bağıran bir sürü insan, sağa sola koşturup duruyorlar. Ben sadece onu görüyorum.
Arada şarkı söylüyor, en sevdiğim şarkılardan bir demet. “Kırmızı gülün alı var” ah le yar eşlik ediyorum hemen
“Her gün ağlasam yeri var”…
Sahnede bir tanrıça gibi süzülürken, kulakları çınlatan alkış ve ıslık sesleriyle kendime geliyorum.
Günler geçiyor.

Bazen içerde sahneye yakın, bazen de dışarda, çıkışta sevdaya yakın gelip gidiyorum.
Evet Ona olan bu tutkumu, ilgimi, sevgimi, içime sığmayıp taşan büyük aşkı anlatmalıyım. Beni tanımalı, böyle bir aşığı olduğunu bilmeli ve bende; bu yükü, onunla bölüşüp rahatlamalıyım.
Akşamları, onun sahne çıkışı, benim “aşk itirafı kovalamacası” saatlerinde dikkatimi çeken bir şey olmuştu. Her akşam çıkışta arabasına binip, hızla gözden kayıp olmak istercesine kaçar, sonra direksiyonu şehir hastanesine kırar, yarım saat kaldıktan sonra, bitkin bir halde yanında biri ile çıkar giderdi. Sanıyorum doktoruydu, zaman sıkıntısından akşam geç randevulaşıp bekletiyordu doktoru.
Buna birkaç kere şahitlik etmiştim. Pek anlam veremesem de sevdiğim, aşık olduğum kadındı. Henüz kendisinin bu durumdan haberi olmasa da.
Hastaneler bilgi vermezlerdi biliyordum. Tanıdık birilerini aramaya başladım. Zaten etrafımda herkes biliyordu ona olan aşkımı. Konu o ve hastalığı olunca herkes seferber oldu tanıdık aramaya. Çok geçmeden “imece” yordamıyla bulduk birilerini.
Sonunda ulaştık hastanedeki dosyasına.

Artık her şey, yarım kalmış bir şiir, yarıda biten bir öykü, okunmamış bir kitap, dönülmez akşamın ufku, ölürsem kalbime gelme çığlığındaydı. Gün doğmasın, gece olmasın, kuşlar ötmesin, yar yakmasındı mektubun ucunu, telgrafın telleri yeşermesindi.

“Kanserdi”, hastalığı. İlerlemişti. İçten içe büyümüş ve tüm bedenini sarmıştı. “Durdurulamazmış artık çok geçmiş”. Allahtan umut kesilmez bile demedi beyaz önlüğüyle ” ölebilir” izni veren doktor. Kim nereden bilsin, yaşamasının benim için ne demek olduğunu…
Zaman aktı, ama benim için o haberi aldığım günden sonra saat hep üçtü. Öylece durdu her şey.
Son günlerde ne tiyatroya, ne de hastaneye uğramış. Bulamıyordum izini. Aklımdan bir an bile olsa çıkmıyordu, böyle bir güzelliği kimseyle bölüşmek istemiyordum hele hele toprakla. Asla…
Haksızlıktı, büyük günahtı, büyük …

 

Sonunda acı haber geldi. Kara bir buluttan yağan, kurşun gibi ağır, kurşun gibi önüne ne geçerse delip geçen yağmur damlaları gibi.
Evlerinin önü kalabalıktı. Kimdi gelenler hiç önemi yoktu. Gidecek olan önemliydi şimdi.
Sonradan öğrendim, tören filan istememiş. Mezarlığa doğru yola çıktı cenaze ve insanlar. En arkada ben.

Ağladım ben, kimseler görmedi.

Görmedi kimseler, ben ağladım.

Herkes dağıldı. Montumun altında sakladığım, rengarenk gül demetini çıkarıp koydum başucuna.
Eğilip kulağına seslendim ilk ve son olarak
“Seni sevdim güzel kadın,
Beyaz bir atın rüzgara karşı koşması gibi.
Seni sevdim güzel kadın,
Dağ başlarında kardelenlerin,
Güneşi görünce coşması gibi ”

Hissettim gülümsediğini…

Şuri Hamza Demirelarsima061@hotmail.com