İŞTE EZO’NUN ÖYKÜSÜ

Bu haber 28 Nisan 2016 - 19:00 'de eklendi ve 1.238 kez görüntülendi.

İŞTE EZO’NUN ÖYKÜSÜ

Yaşamı Yeşilçam’da 6 değişik versiyon halinde filme dönüştürülen Ezo Gelin, bir uzun hava olup Anadolu’yu yalım gibi kasıp kavurmuştu. Bu, giderek efsaneleşen aşkın kahramanlarından, Ezo Gelin’in kocası Şiddo Hanifi ise, tüm ısrarlara karşın hüsranla sona eren bu aşkın öyküsünü kimseye anlatmamış, bir bakıma sonradan şikayetçi olduğu “konu saptırmalarına” çanak tutmuştu.

Ezo gelinin öyküsü, 60 yıldan bu yana orasından burasından çekile-büzüle anlatılıyor ve ilk günkü gibi “sıcaklığını” koruyor. Ve Ezo Gelin’in öyküsü, yediden yetmişe, tüm Barak Ovası’nda pişirilip taşırılıp tekrar tekrar ortaya konuyor. İşin ilginç yanı da hemen herkesin Ezo Gelin “olayı”nda gerçeğin ancak bir bölümünü bilmesi. Hemen herkesin de “işte gerçek öykü bende” deyip ortaya çıkması 9 türkü öyküsünü senaryolaştırıp TRT’ye film yapan Erol Atkı, Şiddo hanifi’yi konuşturmayı başardı.

Şiddo Hanifi, yani Ezo Gelin’in kocası Hanifi Açıkgöz tarafından ilk kez “gerçek” gözler önüne seriliyor.

EZO GELİNİN HİKAYESİ

Hanifi küçük yaşta babasını kaybetmiş, öksüz kalmıştır. Dedesi ile amcası yanındadır. Zaten, hepsi bir hayatta (avluda) oturmaktadır. Hanefi gelişip serpilirken bağlama çalmaya da başlamıştır. Sesi de bir güzel, bir dokunaklıdır. Yılanı deliğinden çıkaracak cinsten Alimallah. Barakta bugün de geçerli olan kız alıp verme kuralı “al bacımı ver bacını” şeklinde olurdu.

Bu durumda başlık parası söz konusu olmazdı. Hanifi, gençtir toydur, bütün çevre köylerindeki saçı belik belik belikli taze feriklerin de hayalindedir “şahin bakışlıdır” ya bir arkadaşıyla “denişik” için anlaşır. Ve bir gece, elin ayağın ortadan çekildiği, şeytanların cirit attığı bir gece güzeller güzeli Selvi’yi kolundan kavradığı gibi karşı tepelerin yolunu tutar. Ama kız tarafı atlı, o yayadır. Yakayı ele Selvi’yi de ailesine verir.

Aradan aylar geçer. Bir gün Gaziantep’e 40 kilometre uzaklıktaki Uruş Köyünde düğün dernek kurulmuş. Davullar vurmuş, zurnalar o canım Barak ezgilerini üflemeye başlamış. Bu düğüne de Hanifinin dedesi çağrılı imiş. Uruş’a varmış ki ne görsün. Bir güzel gözünü kamaştırır ihtiyarın. Yememiş içmemiş, köyüne dönmüş. Çekmiş Hanifi’yi karşısına başlamış, Zöhre’nin boyunu posunu hele hele yanaklarındaki iki yalımlı elmayı anlatmaya. Hanifi’dir bu kez de takmış aklını Uruş’lu Zöhre’ye “Tam bir yıl gidildi gelindi” diyor şimdi Hanifi Dayı o günleri anımsarken. Önce olmaz diyen Zöhre’nin babası sonunda kestirip atmış “Denişik” koşulunu koymuş ortaya “Verirsiniz, Hanifinin halası Zadik’i Zöhre’nin ağabeyi Zeynel’e alırsınız Zöhre’yi Hanifi’ye .

” Ve Gene Kıskançlık “

Denişik yapılmış” o gün Zöhre ile Hanifi bir güzel halvet olmuşlar. Böyle olsa, böyle gitse ya. Benimki de laf mı? Gitse olsa hiç Ezo Gelin Öyküsü olur mu? Olmamış gitmemiş. Ve Hanifi eline her sazı alışta ağzını o canım Barak yüksek havaları için açışta bir rende olmuş, Zöhre’nin yüreğindeki yağ rendeleyip durmuş. Ve bir gün Hanifi’nin sazından da hançeresinden de sevdanın en güzeli en kutsalı, en anlamlısı en uğruna ölmesi akıyor ya işte böyle bir gün siniri aklının önüne geçmiş Zöhre’nin, Almış başını gitmiş baba evine. “Hanifi hala seviyor Selvi’yi onun için çalıp çığırdığı türküler” demiş, soranına, yakınına, akranına. İşin kötüsü inandırmış da herkesi. Hanifi’dir bu dayanamamış göndermiş ağırlıklı kişileri Zöhre’sine, alıp gelmişler güzel gelini. Hepsi bir elin parmakları sayısında olmuş ayrılıkları.

“Aklını taktı bir kere yeğenim Selvi’ye” diyor bundan sonrasını anlatırken Hanifi Dayı “İşte ondan sonra kaç gün geçti bilmem. Tam 17’inci ayı idi beraberliğimizin. Bir sabah kalktım ki Zöhre almış başını gitmiş” Zöhre gerçekten başını alıp gitmiş. Hem de Suriye sınırına sırtını dayamış bir köye. Bu köyde akrabaları varmış. Gidiş nedeni de belli. Bazen bir tarlanın kenarında, bazen zeytin toplarken, bazen fıstık toplarken, sürüye koyun katarken, tavuk kışkışlarken en kötüsü de bugün kör olan kuyu başında rastladığı Selvi’yi kıskanmak, Hanifi’nin hala ilk göz ağrısı Selvi’yi sevdiğini sanmak onun için çalıp çığırdığını, türküler yaktığını sanmak.

Bundan sonra işin “olacağı” da varsa olmamış. Dedim ya bir Barak birleşmiş Hanifi’nin üstüne çullanmış. Laflar gelmiş gramla, iftiralar gitmiş kiloyla. Dayan Hanifim dayan. Hepsi neyse de Zöhre bir Bulunmaz Hint Kumaşı olup çıkmış. Barak’ta Antep’te Suriye’de kalan Türk köylerinde ne kadar kesesine güvenen varsa, çalmış o günden sonra adı “Ezo” olan Zöhre’nin kapısını. Allah’ı var, yiğit kadınmış.

Ezo hepsini bir bir geri çevirmiş. Yememiş, içmemiş ama gün gün güzelleşmiş “Böyle şey olur mu” demeyin olmasa idi bu öykü yalan yanlış da olsa bugünlere ilk günkü sıcaklığı ile gelir miydi? Tüm Baraklıların kefiliyim, inanın. Yeryüzüne daha Ezo gibi bir güzel, bir gelin gelmemiş “işte” diyor şimdi 82 yaşında olan Ezo ile elifi elifine yaşıt Hanifi Dayı, “Ezo için çok türkü yaktım. Hele bunlardan dördü var ki söz verdiğim üzere Belkıs Akkale’yi alıp, buraya getirirsen çalıp söylerim. Yoksa benimle birlikte mezara gidecek” İnatçıdır Hanifi Dayı yapar dediğini de benim yeni bir Barak ezgisi derleme yönündeki hevesimi kursağımda kor. Ama hiçbir deyişinde hiçbir türküsünde

“Ezo” nun adını vermemiş Şiddo Hanifi. Ve Hanifi Dayım, Ezo Gelin gider de durur mu, bunu ar meselesi yapmaz mı? Kendi yapsa dili yapmaz, sazının teli yapmaz. Dostlar hısım akraba araya girer. Gel bakalım selvi boylu Selvi Hanım. Evet evet gel bakalım Selvi Hanım, Gelmiş Selvi Hanım ve Hanifi Dayım’a tam 6 oğul bir de kız vermiş, sonra toprak olmuş.

Ezo, güzeller güzeliymiş ama Selvi’nin de Allah’ı var o da bir tevatür güzelmiş. Yine Tanrı tanığımdır ben Selvi Hanım’ın büyük oğlundan, torununu gördüm. Oturduğum Etiler’de bu 14 yaşındaki kadar güzel bir kız daha varsa, azat ettim oğlumu düşsün peşine.

Ezo Suriye’ye gelin gitti ya aklı Uruş’ta kalmış. Kimbilir belki de o zamanlar bir Şahin bakışlı olan Hanifi Dayım’da kalmış ve her gün sınıra 500 metre mesafedeki höyüğün başına çıkmış, kımıldamamacasına saatlerce Türkiye’yi seyretmiş. Sonra da bir mabal atmış. “Beni bu höyüğe gömün. Ben Türkiye’ye bakayım. Türkiye bana..” Öyle etmişler. Şimdi Ezo Gelin, bu höyüğün başında yatıyor. Dileyen gider, sınırdan onun üstü güllü mezarını seyreder. Sağlığında yılda iki yılda bir köyüne, baba ocağına gelen Ezo “Hacı Kirve”nin dediğine göre “ince ağrı”dan, yani tüberkülozdan gitmiş.

Hanifi Dayım şimdi “zımba gibi” bir yaşlı. Aman ha ihtiyar sanmayın. Elini bir kulağına attı, 500 metre ötedeki kuşları havalandırdı. Yaklaşık 300 dönüm tarlası var. Fıstık ağaçları, zeytin ağaçları var. Sazı eskimiş Ezo için çalan teller paslanmış. Dört beş yıldır, içki içmiyormuş. Karnı tok, sırtı pek. Bir de ona söz verdiğim gibi “hatırımı” ortaya atar. Belkıs Akkale’yi gönderebilirsem, işte o zaman keyfi gıcır olacak. “Alsın deyişlerimi, varsın söylesin, beni ansın beni yaşatsın” diyor çünkü.

Çünkü asıl “Ezo aşkı” bu “üstü açılmadık” türkülerdeymiş.

İlave not; Kıskançlıkla yok olan bir aşk ve bu günlere kadar gelen bir öykü. Bugün sofralarımızda iştahla kaşık salladığımız, o güzelim ezogelin çorbasınında adı bu güzeller güzeli Ezo gelinden gelmektedir.

 

Ezo Gelin Benim Olsaydın Da

Seni Vermezdim Feleğe (Feleğe)

Güzel Yosmam Başın İçin Salma Beni Dileğe

Annen Huridir Sen Benzersin Meleğe

 

Neneyle Neneyle

Bahtı Karam Neneyle

Çık Suriye Dağlarına Da

Bizim Ele El Eyle

El Eyle Aman El Eyle

Gel Kara Yazılım Gel

Gel Sılada Nazlım Gel

Gel Bahtı Karalım Gel Oy

 

Ezo Gelin Çık Suriye Dağlarının Başına (Başına Başına Oy)

Gören Vursun Kemerinin Kaşına (Ey)

Bizi Kınayanların Bu Ayrılık Gelsin Başına (Ey)

 

Neneyle Neneyle

Bahtı Karam Neneyle

Çık Suriye Dağlarına Da

Bizim Ele El Eyle

El Eyle Aman El Eyle

Gel Kara Yazılım

Gel Gel Sılada Nazlım Gel

Gel Bahtı Karalım Gel Oy……..

Kaynak kişi. Erol ATKI

ezonun-öyküsü

Şuri Hamza Demirel
Şuri Hamza Demirelarsima061@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.