İYİ BİR DİNLEYİCİ MİYİZ?

Bu haber 09 Nisan 2018 - 21:14 'de eklendi ve 3.236 kez görüntülendi.

Bir arkadaşımızın üzgün olduğunu düşünelim, onu dinleyeceğiz ama öncelikle onu dinlemek için, bizim bir alan yaratmaya ihtiyacımız var.  Nedir alan yaratabilmek..? Onun, sana duygularını anlatabileceği kadar bir zaman yaratmak ve karşısına oturup, istekle onu dinlediğini  beden dilinle de, mimiklerinle de fark ettirerek, eleştirmeden, yargılamadan, akıl vermeden, yol göstermeden, aslında “ben olsaydım şöyle yapardım” gibi fikir beyan etmeden, sadece o duygusunu yaşamasına müsaade ederek dinleme yapabilmek ve aynı zamanda “orada” olmaktır. Yani, kafan başka yerde iken değil de, hakikaten orada ve sadece onunla birlikte “o anı” paylaşmaya müsaade edebilmektir. Bu bir anlamda, şefkat duygusunun senden taşmış halidir ve o kadar kıymetlidir ki. Biz, bir arkadaşımızı dinleyebilmek için bir ortam hazırladığımızda, orada başka bir şey oluyor. Hem anlatan  hem de dinleyen taraf şifalanıyor. Anlatan tarafta olunca, evet hemen bir şifasını da görebiliyoruz galiba. İçimizdeki var olan şeyin, dışımıza aktarıyormuşuz gibi geliyor. Dinleyen tarafın, şifasını pek göremiyoruz sanıyoruz ama alan yaratabilmek demek senin kendi hayatındaki fazlalıklarını da fark edip, arınmış olmak demek. Eğer bir insanı dinleyebiliyorsak, bu bizdeki bir çok şeyin çözümlendiğini de çok güzel gösteren bir vesiledir. Empatiyle dinlenerek, empati vermeyi öğrenmek oluyor bir şekilde.

Peki, bir insanın beni dinlediğini hissedersem ne oluyor.?

Varlığıma dair bir kanıt almış oluyorum. Yine tasavvufi açıdan bakacak olursak, benim bir şahidim oluyor. Benim söylediğime şahit olan birisi var. Tasavvuf boyutunda bakmasak bile, mesela hukuki bir işimiz olsa, orada bile bir şahidin var mı ? diye sorarlar yoksa yapılmamış gibi sayılırsın. Şahidin varlığıdır bir şeyleri daha anlamlı kılan. Bir başkasına verebileceğimiz en kıymetli armağan mevcudiyetimizdir o yüzden. Varlığın yetiyor. Bir başkasını dinlerken ona bir şey yapmamız gerekmiyor aslında. Orada olarak, gerçekten içtenlikle, onu yargılamadan, kafamda bir yere oturtmaya çalışmadan, bunu yapabilme becerisini geliştirmek.

Dinleyen açısından bakarsak, biz dinlerken karşımızdaki insan bize bir şey anlatıyorsa, “özellikle erkekler, böyle bir dinleme içinde oluyorlar” sanki “bir sorun anlatıyor, bir çözüm üretmem lazımmış” gibi bir niyetle dinliyoruz. Halbuki bu niyetle dinlediğimizde, çözüme odaklandığımız için, akıl vermek, yönlendirmek, analiz etmek, “bu iyidir, bu kötüdür” gibi değerlendirmeler yapıyoruz. Kısaca akıl hocalığına giden bir şey oluyor bu durum. Dikkat edelim, eğer bunu yapıyorsak aslında kendimizi bir üste, karşımızdakini biraz daha aşağı bir yere koymuş gibi oluyoruz. Hani, o bana bir sıkıntısını anlatıyor da, ben ona bir akıl vereceğim, birazdan ona bir çözüm üreteceğim” gibi “kendine bir değer biçme” oluyor. Bu durum hem Kibriya ya düşüren bir şey, hem de tedirgin edici bir durum. Tam tersi de olabiliyor bu durumun. ” Bana bir şey anlatılıyorsa, çözüm bulmak zorundayım” diye, kendimizi baskı altında da hissedebiliriz Ya da  “Bana bir şey anlatmasın, ben onun sorumluluğunu almak istemiyorum” diyen bir tarafta da olabiliriz. İkisi de çok yorucu. Dinleyen açısından da, anlatan açısından da. Burada ayrıca bir kurtarıcılığa geçebilmemizde mümkün. Eğer her dinlediğin şeye, bir çözüm üretmeye geçiyorsan, akıl vermeye geçiyorsan bir kurtarıcılığa meylin var. Sen kurtarıcılığa meyilli isen, senin hayatına da bir kurban gelecek tabii ki. Hep sana akıl danışan ya da sorumluluk almayıp senin üstüne yıkmaya meyilli olan dostlar, arkadaşlar, ailenden kişiler ve iş arkadaşların olacaktır.

Bu yüzden insanın dinlemeyi bilmesi, öğrenmesi önce kendine empati yapabilmesine, sınır koyabilmesine, sınırlarını, haddini bilmesine ve başkasına karşı sınırlarını ifade edebilmeyi gösteren bir vesileye dönüşebiliyor. Aslında tam da bu. Haddi aşmamayı hatırlamak lazım sanıyorum. Başkasının söylediğini doğru anladığımı varsaymak, “bana anlatıyor onu desteklemeliyim, moral vermeliyim, anladığımı hissettirmeliyim” gibi bir şeye geçerken, kendi duygumu onun üzerine aktarmak gibi bir tarafa geçmek meylini fark etmemiz lazım.

Çok anlık şeyler bunlar aslında. Gerçekten orda mıyım, gerçekten akıl vermek için mi dinliyorum yoksa hakikaten alan mı yaratıyorum. İyi bir dinleyici miyim hakikaten yoksa sadece iyi insan olmanın hazzını yaşayayım, diye mi bunu yapıyorum. ” iyi bir dinleyiciyim, yardımseverim, anlayışlıyım ve insanları da doğru yola sevk ediyorum” gibi, kendime meyilli bir alma halinde miyiz.?

Dinleyen kişi hizmet eden konumdadır aslında. Hizmet eden, bu farkındalıktaysa kendini aradan çekmiş oluyor. Ve akışa teslim çift yönlü bir kazanç olan bir hale dönüşüyor. Dinlemenin içinde beş duyu var aslında. Yanında iken bunu yapabiliyorsan, dokunarak, sesini işiterek, duygusunu vererek hissetmiş ve dinlemiş oluyorsun. Beş duyuyu da işin içine katabilmiş oluyorsun gerçekten dinlediğinde.

Sizin “İyi bir dinleyici miyim” sorusuna cevabınız ne olur du.? Eğer, evet ben iyi bir dinleyiciyim diyebiliyorsanız ne mutlu dinlediğiniz dostlarınıza..

 

Yasemin Topcuogluyasemintpc@outlook.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.