KAYIK (KIZAK)

Bu haber 18 Şubat 2015 - 23:48 'de eklendi ve 12.070 kez görüntülendi.

gürbüz-ertem-kayık

KAYIK (KIZAK)

Doğduğum büyüdüğüm köyde köy halkı  kar yağmadan hayatını idame ettirecek her türlü hazırlığını yapar kışın verdiği zorlukları kolayca aşmaya çalışırdı. Biz çocuklarında kış için kendimize göre hazırlıkları vardı. Bunlardan en önemlisi ağaçtan yapılmış kayıklarımızı (kızak) hazırlamaktı. Bir önceki yıldan eğer kızağımız yok veya zarar görmüşse o yıl yağacak karda kullanmak için kızaklar yaptırırdık. Çocukluğumuzda bizim köyde en iyi kayığı rahmetli Mahmut Emmi(ÖZTÜRK) yapardı. Mahmut Emmi bu işi hiçbir ücret almadan tamamen gönüllü yapardı.

En iyi kızak meşe ağacı veya karaağaç(gazel)’tan yapılırdı. Önceden yakacak için eve getirilen düzgün budaksız ve kalınlığı yaklaşık 10-15 santimetre olan kuru meşe veya karaağaçlardan yarım metre boyunda olanlardan seçer kayık yapacak kişiye götürürdük. Bu ağaçlardan balta ve marangoz rendesi ile 2-3 santimetre kalınlığında çok düzgün iki adet eşit büyüklükte tahta yapılırdı. Bu tahtalar kızağın ayakları olurdu. Bu ayakların her iki tarafı da farklı açılarda kırk beş derecelik açıyla kesilir yine bu ayakların ikisine de el burgusu ile eşit olarak üç adet 3-4 santimetre çapında delikler açılırdı. Bu deliklerden otuz santimetre uzunluğunda karşılıklı üç adet sağlam çubuk geçirilir, bu çubukların baş tarafları kızak ayakları ile sıfırlanarak çivi ile üstten çakılarak sağlamlaştırılırdı.

Kızağımızın iskelet kısmı artık hazırdı. Çubukların üzerine ince tahta parçaları bulunarak çakılır ve oturma alanı oluşturulurdu. Yine tahtaların üzerine evde bulunan eski kilim parçalarından ve hatta temin edilirse tiftikli keçi postu çakılırdı. Böylece kızak üzerinde rahat bir oturuş sağlanırdı. Kızakta tiftikli keçi postunun çakılı olması sahibinin hava atmasına bir etmendi. Kızağın karda iyi kayması için ayakların tabanları, bulunan cam kırıkları ile güzelce düzgünleştirilirdi. Pürüzsüz çok düzgün yapılan yüzeye yine kızağın hızlı kayabilmesi için sarımsak sürülürdü. Kızağa sarımsak sürülmesi kızak kayarken de sık sık yapılırdı. Sıra kızakların kayacağı yolu yapmaya gelmişti.

Köyümüzün en üst tarafı olan Tepe Yakasından başlayarak Kadı Kuyusu’nun yanına kadar en eğimli ve eğlenceli olabilecek güzergahı takip ederek  10-15 çocuk kan ter içinde ve belimize kadar ıslanarak karlı alanı çiğneyerek kızak yolu yapardık. Kayarken daha da eğlenceli olsun diye kızak yolu üzerinde altına taş üzerine meşe dalları ve ardıç dalları koyarak tümsekler (hotlaklar) oluştururduk. Bu tümseklerden kızakla kayarken hoplar ve ayaklarımız yerden kesilirdi. Bazen de istenmeyen kazalar olabilirdi. Bu kazalarda kolumuz bacağımız morarsa dahi o eğlencede canımız hiç acımazdı. Kayıklarımızda bazen kazalarda zarar görebilirdi bu zararı ya kendimiz giderir ya bizleri hiç kırmayan köyümüzün marangozu Mahmut Emmi’ye koşardık.

Yeni yaptığımız yoldan birkaç kaydığımızda biraz yorulurduk. Çünkü karın ezilmesi biraz zaman alırdı ama yol iyice belirginleşince kızakla kaymanın tadına doyum olmazdı. Evden annelerimize çaktırmadan yürüttüğümüz sarımsakları kızakların ayaklarına sürerek karda kaymanın keyfini çıkarırdık. Akşama kadar yaklaşık 500-600 metrelik o tepeden kaç defa kayarak aşağı iner elimizde kızağa bağlanmış ipinden çekerek yine aynı tepeye kaç kere çıkardık saymazdık bile.

Kar yağmadığı zamanlarda veya çok ayaz olduğunda köyün çeşmesinin yağında oluşan ve asfalt kalınlığında buz tutan alanda bizlerin kayığa binme yerimiz olurdu. Buz tabaka üzerinde  kayan kayıklar motor sesi gibi bir uğultu çıkarırdı.

Kayığa binerken ne karın ne buzun soğukluğu ne Karacaören’in ayazı ne de akşam eve gidince belimize kadar ıslandığımız için hasta olma endişesiyle analarımızdan babalarımızdan yiyeceğimiz azar umurumuzda olmazdı. Aksine gün boyu neşe kahkaha kırıla giderdi. Hatta o kadar kendimizi kayığa binmeye kaptırırdık ki evdekilerin çağırmalarına rağmen evlerimize öğlen yemek yemeğe dahi gitmezdik.

İki hafta önce köyüme gittim. Ne  Tepe Yakasından Kadı kuyusuna doğru, ne çeşmenin ayağında kayığa binen çocuklar vardı ne de çocuk sesi. Ne çocukları çağıran analarımız babalarımız vardı nede bize kayık yapan, kayıklarımız kırıldığı zaman tamir eden Mahmut emmi…Hiç kimse hiçbir şey kalmamış. Kalan eski kayıklar hala duruyor ama onlarda eskisi gibi değil.

18.02.2015

Gürbüz ERTEM

 

kayık

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.