SON DAKİKA

KORKU DUYGUSU…

Bu haber 06 Şubat 2018 - 21:05 'de eklendi ve 3.914 kez görüntülendi.

KORKU DUYGUSU…

 

  Hepimiz az ya da çok “korku duygusunu” yaşıyoruz. Kimimiz korkularımızla yüzleşip aşıyoruz, kimimiz korkularımızla yaşamayı tercih edip hayatımızı biraz daha zorlaştırıyoruz.  Bu konu  ile ilgili  Psikokinesiyoloji uzmanı veMecidiyeköy escort Sosyolog Sayın Saliha ERBAĞ ile, Siz okuyucularımızın da beğeneceği, keyifle okuyacağınız çok güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Yoğun çalışma programından bize vakit ayırarak bu söyleşiyi gerçekleştirilebildiğimiz için de Saliha ERBAĞ hanıma çok teşekkür ediyorum.

 

– ” Korku kapıyı çaldı,

     Cesaret açtı.

     Kapıda kimse yoktu..”

Saliha hanım, Prof. Stefano D’Anna’nın bu çok güzel cümlesini göz önünde tutarak bizleri hem psikolojik hem de fiziksel olarak etkisi altına alan ” korku duygusu” nedir.? diye sorarak bu güzel söyleşiye başlayalım istiyorum.

Çok güzel bir soru.. Önce fizyolojik tarafından bakayım. Herhangi bir olay yaşıyoruz. Orda yaşarken vücudumuzda bazı hormonlar aktive oluyor. O hormonlar aktifken bir duygu ortaya çıkıyor. Biliyorsunuz, mutluluk hormonu ya da hüzün denilen hormonlar var ve bir duyguya sebep oluyor. Biz o duyguyu tam olarak yaşayamadığımızda ya da olumsuz bir duygu ise bu, yarım kestiğimizde  o duygu bedendeki bir bölgeyi aktive ediyor ve o bölgede bir tıkanıklık meydana geliyor. Ben yeniden aynı duyguyu her yaşadığımda çünkü o duygu benim için olumsuz bir duygu ve ben bunu bir daha yaşamak istemiyorum dediğim yerde, “korkuya” dönüşen bir duygu çıkıyor. Bu bedensel yapısı..

Psikolojik olarak ise; hayata karşı güven duygusunu kontrol etme çabası ile eşleştirdiğimizde ortaya çıkıyor. Bir şeye cesaret göstermek ya da korku dediğimiz şey.  Korku geçmişle alakalı bir şeydir. Geçmişteki bir yere gidip oradaki bir veriyi alıp, bu verinin tekrar karşıma çıkmasından endişe ederek geleceğe gitme halidir korku. Korkuyorsan ya geçmiştesindir ya da gelecektesin diyebiliriz.

Ben çok beğendim Prof. D’Anna’nın bu cümlesini. Korku çok temel konu. Bence çok derin bir konu da. Aslında dışarıda olan hiç bir şey yok. Her şey senin yansımandır deriz ya ; insanın kendisinin kabul edemediği, kendisini yargıladığı, eleştirdiği her konu, korktuğu bir şeye dönüşüyor. Örneğin, dualite dünyasındayız. “Bana yakışmaz dediği, bu doğrudur bu değil, bu iyidir bu kötüdür” dediği her şeyi bir inanç kalıbıyla, ” ben başarılı biriyim, ben iyi bir kadınım, ben şöyle bir erkeğim” gibi cümlelerle, öbür türlüsüne asla izin veremedikleri bir yere sürüklüyor insanlar. O zamanda bunlarla ilgili kanıtlar toplamaya başlıyor. ” öyle miyim, değil miyim. ”  Bir onay ararız. “Baksana, ben aslında böyle bir insan değilim dimi?”..  daha fazla anlatırız, daha fazla kendimizi göstermeye çalışırız. Sürekli bir çabanın içine girdikçe daha çok kendimize kızmaya ve yorulmaya başlarız. Korku dediğimiz şey aslında kendimizi kabullenemediğimiz şeylerin bir göstergesidir.

Neden korkuyorsak, orada farkına varamadığımız güzel bir tarafımız var. O korkunun öbür hali aslında bize çok uzak değil.  Çünkü her şey zıddıyla var olur, iyi-kötü, barış-savaşla.. Bunu yapamıyorum diyorsan, yapabilmeyi de beraberinde yaşıyorsun aslında ama sen yapamadığın kısım da kalmayı tercih ediyorsun. Bu biraz nefes alıp-vermek gibi.. Nefesi aldığın kadarıyla veriyorsun.  sadece nefes almakta kalırsan sıkıntı.. sadece nefes vermekle kalırsan da sıkıntı. Kalbin bir ritmi vardır ya; yukarı-aşağı, yukarı-aşağı. Biz yukarıda olmayı istiyoruz da, aşağı inmeyi hiç istemiyoruz. Aşağı inme endişesi, korkusu yaşıyoruz. Halbuki yukarı çıktığın kadar, aşağı inmenin normal, doğal ve olması gereken olduğunu fark ettiğinde, biraz daha kendine karşı merhametli, anlayışlı olmaya başlarsın. Korkuyorum dediğin şey yanında cesaretiyle, yanında umuduyla, yanında ek bir huzur veren duygusuyla birlikte gelir. Bir cümle daha var belki duymuşsunuzdur. “Cesaret korkunun hiç olmaması değil, korkuya rağmen adım atmaktır.” Cesaret dediğiniz şey, harekete geçmedir. O yüzden bir şey isteme duygusunu beklememek lazım.

– Korku öğrenebilen bir duyguda değil mi.?

Sadece doğal olan, herkes te var olan iki tip korku var. Birisi yüksek ses, birisi yüksekten düşme korkusu. Bu temel olarak herkeste var olan bir korku. Diğer korkuların hepsi bunların türevi olan sanal korkular. Yani sonradan öğrenilen, yaşantına göre geliştirdiğin ve adına cesaret diyerek aştığın olaylar.

– Prof. D’Anna ayrıca diyor ki ; Endişe ve korku üzerine bağımlı bir yaşamdan başka hiçbir şey kurulamaz. Dışarıda korkacağınız bir düşman, bize zarar verecek hiçbir kötülük olmadığını ve korkulacak hiç bir şey olmadığınızı fark ettiğinizde korku kaybolur ve özgürlük dizginleri eline alır.. Az da olsa bir endişe halini yaşamak faydalı mıdır.?

Dışarıda korkulacak bir şey yok. Zihninde bir şeyi eşleştiriyorsun. “Bu kötüdür, bu iyidir, bu yanlıştır, bu acı vericidir” diyerek. Zihninde ona inandığın için dışardaki şeylerden endişe ile bahseder ve daha tedirgin edici davranışlarda bulunursun. Bu da bağımlı olmayı getiriyor yani kendi güvenlik duvarlarına bağımlılık. Evinden çıkmamak, hep alıştığın yerlere gitmek. Daha özgürce, daha potansiyelini kullanır bir şekilde değil de bulunduğun yerlerde yaşamak gibi. 

Korku duygusu da çok kıymetli bir duygu. Her şeyin ” azı karar, fazlası zarar” hesabı az bir korkuya ihtiyacımız var. Eğer öyle olmazsa her şeyi  “boş vermişliğe” geçebilir insanoğlu. Örneklersek gireceğin bir sınava çalışmazsan “başarılı olamazsın” ihtimalini görebilmesi için o endişeyi biraz da olsa taşımış olması lazım ki sınava çalışsın. Fakat bu endişe dediğimiz şey, bu gününü kilit altına alacak, sıkıntıya sokacak boyutta olmamalı.

– Korkularımızı kabul etmediğimiz ve onlarla yüzleşmediğimiz zaman kendi hayatımızı da bir anlamda felç edebiliriz değil mi..?

Hem de nasıl.. Çünkü oradaki diğer şeyleri göremiyoruz. Duygular aslında birer alet-edevat gibidir tabiri-i caizse. Korku da bir alet-edevat. Şimdi sen bir odada kapalı kaldığını düşün. Bir sürü anahtar var, her bir duygu bir anahtar. Korku, umut, neşe, hüzün gibi. Sen bir tek korku anahtarını denediğin için kapıyı açamıyorsun. Diğer anahtarları da fark edersen, onun yanındaki umudu, neşeyi, huzuru ..yani bir tık daha adım atabilmek gerekiyor korkuya sebep olan şey de. 

İnsanoğlu normalin dışında korktuğu zaman üç tane tepki veriyor. ” kaçmak, savaşmak ve donmak.” Ya böyle bir korkuyla karşılaştığında donup kalıyor, hiç bir şey yapamıyor. İkincisi kaçıyor. topukluyor tabir-i caizse. Hayatta nasıl oluyor bu; yok sayarak, başka bir konuya geçerek olur. kaçmak böyle bir şey. Savaşmak nasıl olur.? gerçekten çok korkar ama üstüne gider fakat üstüne gitme hali, kendiyle savaşmak olabilir, kapıyı yumruklamak olabilir. Üçü de aslında çok sağlıklı bir yol değil ama üçü de yorucu bir yol. Sürekli savaşırsan da yorulursun. sürekli kaçarken de yorulursun, sürekli dursan bir bile kalp atışların çok hızlı olduğu için gene yorulursun. üçü de yorucu..

İlk şey farkındalık..” ben şu an kaçıyorum” diyebilmek.. ben “şu an acele ettim, savaşmaya geçtim” ya da ” ben şu an dondum kaldım” diyerek, o farkındalığı elde etmek. Peki ne yapacaksın.? Her ne yapıyorsan savunma mekanizması olarak, yaptığın şeyi yapmamaya başlayacaksın. Önce kaçıyorsan, durma. yani kaçma dur. Sonra ne yapacaksın.? Her zaman yaptığından farklı bir şey yap. Örneğin, her canın sıkıldığında arkadaşlarını arıyorsan, bu sefer arkadaşlarını aramamak eğer senin kaçma yolun buysa. Ne yapıyorsan savunma mekanizması olarak, onun yerine başka bir şey yapmak ya da onu hiç yapmamak.

Korkuyu kabul etmeden ortadan kaldıramazsın. Her şey korkuyu kabul etmekle başlar. Her korkunun altında seni bekleyen o kadar güzel, kocaman hediyeler var ki . Seni sana kazandıracak, potansiyelini sana gösterecek hediye o. O yüzden korkumuz tabir-i caizse üzerine çıkıp da basacağımız bir basamak.

– Korkularımızı nasıl ilerletiyoruz..?

Birincisi o korkuların üzerine düşünmekten kaçarak yani gerçekten o korkuyla ilgili hiç düşünmüyorum” yok öyle bir şey” diye yok sayarak ve başka şeylerle ilgilenerek. İkincisi; aslında hayat öyle güzel bir dengeye sahip ki.. muhakkak yaşayabilmen için o korku denen şeyi, senin karşına getiriyor. Her seferinde onlardan kaçmak için bir bahane, bir sebep üreterek sorumluluk almayarak, başka sebepler bularak, “ama” kelimesini çok kullanarak.. Eğer kendi başınıza deneyim fırsatınız yoksa yardım almayarak korkularımızı daha da büyütüyoruz.

– Korku ile Fobi arasındaki farklılıklar nelerdir..?

Fobi artık çok fazla içselleşmiş, üst üste deneyimlenerek zihinde yerleşmiş, korkunun üst düzey halidir denebilir. Hani mantıklı diğer her şeye kapıyı kapatmış gibi zihinsel olarak bir şeye köklü inanç kalıp geliştiriyoruz demektir.

– Geldik çok güzel bir söyleşinin sonuna. Saliha hanım bu güzel söyleşi için, kendim ve okuyucularımız adına çok teşekkür ediyorum. Son soru olarak da  “Allah korkusu” nu  ve cehennem korkusunu  sormak istiyorum.

O bambaşka bir boyut. Korku bir insanı yönetmenin bir yoludur. İnsanlar korktukları şeyle karşılaşmamak için, bir emek vermeye gönüllüdürler. Yani emeği, korktukları şeyle karşılaşmamak için veririler. Bu yüzden dini konularda  “Allah korkusu”, bu her türlü dinde var.  ” Allah, bak seni görüyor, çarpar bir tarafına bir şey olur, cehennem de yanarsın” gibi endişe verecek cümlelerle bir şey yapmaya mecbur bırakmak, suçluluk hissetmesini sağlamak, başka bir korku daha yaratarak yönetme çabası.

Yasemin Topcuogluyasemintpc@outlook.com