SON DAKİKA

KURŞUNLU CAMİİ.

Bu haber 17 Ocak 2016 - 14:04 'de eklendi ve 647 kez görüntülendi.

Diyarbakır’ın Sur İlçesi’nde bulunan tarihi Kurşunlu Camii’nin meşum halini bilmeyen ve bu hazin manzaradan rahatsız olmayan yoktur herhalde.

Alevler içerisinde kalan mabetten kara dumanların yükselişi, bölümlerinin harap olmuş vaziyeti, darmadağın olmuş kitaplığı  ve berhava edilen güzelim tarih…

Bundan kısa bir süre önce Gezi Olayları ile hortlatılmak istenen (suni) kalkışma esnasında da camiye saygısızlık konusu tartışılmış ve (nev- zuhur) Y Neslinin dini mekanlara ve değerlere bakış açısı uzun uzun konuşulmuştu.

Meseleyi başka bir tartışmaya çevirmeden toplumun/gençliğin nasıl bu hallere düştüğünü sorgulayalım.

Biz ki, ayetin ifadesiyle “kardeşken”, hadiste söylendiği gibi “bünyan-ı marsus yani kurşunla perçinlenmiş bina gibi birbirimizi ayakta tutuyorken/tutmamız gerekirken”, şanlı mazimizde vuku bulan meşhur olayda olduğu gibi, “ölüm anında dahi kendisine uzatılan matarayı diğer arkadaşına ikram ederken”, tarihçilerin anlattığı gibi, “onlarca-yüzlerce cephede,kucak kucağa şehit-gazi olan çeşitli milliyetlere sahip insanlar/Müslümanlar”iken…

Bu milletin fertleri uzun yıllar kültürel değerlere saygı duyan, tarihi mirası kutsal kabul eden anlayışıyla Dünya’ya örneklik teşkil etmiştir. Osmanlı’nın hakimiyet kurduğu beldelerde sembolik önemi olanlar hariç olmak üzere genelde diğer dinlerin ibadethanelerine saygı gösterilmiş ve korunmuştur.

Yakın tarihimizde özellikle 250.000 kişinin şehadet şerbetini içtiği Çanakkale’de kucak kucağa ölen şühedanın mensubiyetine baktığımızda bu günkü kavgaların ne kadar suni olduğu anlaşılacaktır. Arabı, Türkü, Kürdü, Acemi, Lazı, Farisi, Çerkezi vs… hepsi şu anda dinamitlenmek istenen bu vatan toprağını muhafaza etmek için beraberce çarpışıyorlardı.

Öyleyse nasıl bir rüzgar bizi bu hallere düşürdü? Biz neden düşman olduk birbirimize? Kelamullah:“Ey İman edenler! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin, onlar birbirinin dostudur” buyururken bu ayetlere inandığını söyleyen Müslümanlar neden birbirlerini düşman bellemişlerdir?

Allah Teala “…bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” (Rad 28) derken ve başka bir ayette “Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak…” (Taha 124) diye uyarırken biz İslam Toplumları ne yazık ki Allah’a yaklaşıp huzuru bulmak yerine, O’ndan uzaklaşıp sıkıntıya girdik. Hal ehli (yaşayan) kişiler olmamız gerekirken, kal ehli(konuşan) kişiler olup yapmamız gerekenleri terk ettik.

Mehmet Akif’in dediği gibi “asrın idrakine söyletmemiz gereken Kur’an’ı” yazık ki kendi dünyamıza bile sokamadık. Nesillerimizi, Kur’an ve Peygamber ahlakı ile yetiştiremedik. Ellerinden tutup yol gösteremediğimiz gençleri, vahşi dünyanın tuzakladığı dezenformasyondan koruyamadık.

Okullarımızda öğretmenlere dolayısıyla devlete teslim edilen yavruların gönül dünyalarına hitap edemedik. Camiye gelen ve kendilerini Din Görevlisine teslim eden cemaatin de ruhuna nüfuz edemedik. Onlara spor yaptırır gibi namazı kıldırıp yol gösterdik.

Kurşunlu Camisi’ne bomba atan teröristin yaşı 15 ila 30 arasındadır muhtemelen. Bu kişinin mutlaka bir öğretmeni vardı ve ona en az beş sene eğitim vermiştir. Devletin öğretmenine teslim edilen bu öğrenciye beş sene boyunca kardeşliği, değerlere saygıyı, insanları sevmeyi öğretemedik. Gönlüne girip okulun/eğitimin şefkatini onlara hissettiremedik.

Bu vb. çocuğun (genellikle) sıkıntılı bir ailesi vardı, onların sancısına ortak olabilseydik, oralara uzanabilseydik en azından “elimizden geleni yaptık der” gönlümüzü ferahlatabilirdik belki ama heyhat! Ardına sığındığımız bahaneler bir türlü bitmek tükenmek bilmedi.

Kimi sistem dedi, bazısı politik davrandı, nemelazım diyenler de çoğunluktaydı, populizm yapanlar da… Devleti arkasına alan “memurin zihniyeti” sebebiyle eğitim yalınlaştı, yavanlaştı, etkisizleşti.

Elbette su uyur düşman uyumazdı ve öyle de oldu. Köşe başında bekleyen zehir taciri, körpe zihinlere düşmanlığı, kini, nefreti, öldürmeyi zerk eden eşkıya, bombayı atan o genci evvela kendine bağladı, aklını satın aldı, bedenini kiraladı belki ailesine sızdı ve düşüncesine mikrop kattı.

Bu toprakların havasını teneffüs eden, suyunu içen her türlü imkanlarından müstefit olan o delikanlı bir gün geldi okul yaktı, devlete kurşun sıktı, geçenler ölsün diye yollara mayın döşedi, namaz kılınamasın diye camiye bomba attı, onlarca insan ölsün diye canlı bomba oldu…

Bir masada oturup konuşma zemini aramak, ortak değerler etrafında tekrar kenetlenmek için geç kalıyoruz. Dini, imanı, kıblesi, havası, suyu, lezzeti aynı olan,  birbirinden kız alıp veren bu koskoca milletin ferleri düşmanlık baltaları gömmelidir.

Yerli ve yabancı işbirlikçiler ülkemize aleni ya da gizli taarruz ederken hala ay yıldızlı albayrağın altında bağımsızlığın, özgürlüğün, demokrasinin ve kardeşliğin farkına varamayıp düşmanlık tohumları atmak, Türkiye’de yaşayan herkese zarar verir.

Umarım ve dilerim birbirimizi anlamak istediğimizde vakit çok geçmiş olmaz.

Abdulbaki Muratabakimurat@hotmail.com