MİNİ MİNİ BİRLER…

Bu haber 02 Kasım 2014 - 7:11 'de eklendi ve 1.864 kez görüntülendi.

“Anne ve baba okula yeni başlayacak olan yavruları için büyük bir heyecan içerisindelerdi. Çocuğun eksiği olmasın diye kırtasiyeleri dolaştılar her şeyin en iyisini, sağlıklı olanını almaya çalıştılar. Okul kıyafetini de alıp çocuklarına giydirince çok yakıştığını görerek ayrı bir sevinç içerisinde buldular kendilerini.

Minik yavru doğrusu okula gidecek olmanın heyecanı ile yerinde duramıyordu. Hopluyor, zıplıyor, saatleri geçiremiyordu. Ta ki bir pazartesi günü gelip çatana kadar bu heyecan böylece sürüp gitti.

O pazartesi anne, çocuğun elinden tuttu okulun yoluna koyuldu. Okulun bahçesine girildiğinde büyük bir kalabalıkla karşılaştılar. İlk gün herkeste bir telaş; sağa sola gidenler, konuşanlar, bekleyenler…

Bahçe cıvıl cıvıldı. Koşanlar, oynayanlar, el ele tutuşan çocuklar, annelerine adeta yapışarak yürüyen minikler… Ağlayanlar, zorla okula girenler vs. vs… Her türlüsü mevcuttu bu bahçede…

Ait oldukları sınıfı bularak öğretmenleri ile görüştü anne. Daha sonra öğretmen çocuklarla beraber velileri de sınıfa alarak eğitimin bu ilk gününde farklı bir ortam oluşturmak istedi.

Belli ki Öğretmen işini biliyordu. Şeker ve kolonya ikramının ardından çocuklara balon dağıtarak minik misafirlerini ağırlamaya başlamıştı bile…”

Birinci sınıflar okullu olalı üzerinden bir ayı aşkın bir zaman dilimi geçti. Anne babalardan edindiğim intiba daha şimdiden “çocuğum okuyabilecek mi?” kaygısına düşmüşler bile. Eski müfredat kaynaklı olabileceğini düşündüğüm bu (olumsuz) durum hakkında en büyük vazife birinci sınıfı okutan öğretmen arkadaşlarımıza düşmektedir. Anne babalara yeni sistem(artık yeni demek de doğru değil aslında) anlatılmalıdır.

Birinci sınıfı okutan öğretmenler çocukların eğitime başladığı ilk dönemde mümkünse en az ayda bir velilerle toplantı yapmalı ve bir “eğitim uzman”ı olarak anne babaları eğitim hakkında ve özellikle çocuk eğitimi konusunda aydınlatmalıdırlar. Bu sayede çocukla ilgili pek çok kaygı ortadan kaldırılabileceği gibi evlerde de bir sükunet sağlanmış olacaktır. Çünkü yeni okula başlayan ailelerde çocukların okula intibak süreci en büyük sıkıntıların başında gelmektedir. Öğretmen(ler) sadece öğrenciyi değil veliyi de eğitmeli, eğitime katmaya çalışmalıdır. Zira şöyle genel geçer kural vardır: “Veliyi eğitemezseniz, çocuğunu da eğitemezsiniz”.

Yeni sistemde geçmiş yıllarda olduğu gibi birinci sınıf çocuklarının bir yarış atı gibi okumaya başlaması için tabir uygunsa “mahmuzlama” anlayışı yoktur. Çocukların evvela okulu, öğretmeni ve okumayı sevmeleri için öğretmenlerce titiz bir çalışma yürütülecektir. Çünkü eğitimin en püf noktası “sevgi” dir. Sevgi olmadan eğitim de olmaz. Küçük birey sevdiği kişiden ve ortamdan öğrenebilir, aksi takdirde çekinir, ağlar ve kaçar.

Okullar ve öğretmenler evvela çocukların nazarında sevimli hale gelmelidir. Anne babalar öğretmenle ilgili olumlu intiba oluşturmalı, çocuğa da bunu yansıtmalıdır. Bunun dışında Bakanlık bu sene “Çocuk Kulüpleri” yönergesi yayımlamış olup, okulu ve eğitimi eğlenceli bir şekle büründürmek için tedbir almıştır. Bu yönergeye göre haftada altı saat yapılacak olan kulüp çalışmasının sadece bir saati ders merkezli olabilecek diğer saatler öğretmenin eğlenceli, oyunlu ve serbest aktivite şeklinde düzenleyeceği ucu açık, hoşça geçirilebilecek vakitler olabilecektir. Özellikle birinci sınıflar/öğretmenler bunu fırsat bilerek çocuk kulüplerini hemen oluşturmalıdırlar. Sadece birinci sınıflar mı? Değil elbette… Bu Çocuk Kulüplerine tüm ilkokullar rağbet göstermelidir. Veliler de bu iyi düşünülmüş kulüp çalışmasına mutlaka çocuklarını göndermelidirler. Bu sene özellikle okula yeni başlayan çocuklar “çocuk kulüpleri” sebebiyle fevkalade şanslıdırlar.

Eğitimin başında çocukların okumaya geçmeleri değil okumayı öğrenmeleri, okumayı onlarda sevimli hale getirebilmek bir amaç olmalıdır. Bunun için ebeveynler de tedbir almalıdır. Sürecin nasıl olacağını da sınıf öğretmenleri bizzat velilerle sık sık görüşerek onlara anlatmalıdırlar demiştik. Öğretmenleri “eğitim kılavuzumuz” olarak görmeliyiz. Onun yazdığı reçetelere harfiyen uymak, çocuğumuzda iyi bir eğitim alt yapısı için önemlidir.

Çok fazla ev ödevi önerilmese de verilen ödevler evde yaptırılırken ebeveyn zaman zaman çileden çıkabilir. Küçük yaramaz silgisini düşürür, kalemini kırar, sıkılır, karnı ağrır, midesi bulanır, uykusu gelir vs. vs… Anne baba ise bu durum karşısında endişelenir ve “acaba bu çocuk geri mi kalacak,  okuyamayacak mı, yazamayacak mı?” gibi kaygılara kapılabilir. Çocuk yanlış yazar, kötü yazar, sıkıntı yapar, yazmayacağım der…

“TV izleyeceğim, bilgisayara takılacağım, oyun oynayacağım” gibi mazeretlerle kalemden, defterden kaçmaya çalışabilir, çalışacaktır da…

Sakin olunmalı… Zorlamaya gerek yok, sinirlenmeden tatlı dille çocuğa vazifesini yapması gerektiği anlatılmalıdır. Bağırıp çağırmak, iteleyip, kakalamak asla doğru değildir. İlgilenip uğraşmanıza rağmen olmuyorsa bırakın, ertesi günü ödevini yapması için tembihleyin/anlaşın yeterli olacaktır. Ancak eğer görevlerini yapmazsa TV’den ve bazı imkanlardan mahrum kalabileceği yine tatlı dille o afacana anlatılmalıdır.

İlerleyen zamanda bazı çocuklar da çizgileri, şekilleri daha sonra harfleri bozuk yapabilirler; kaygıya gerek yok. Bir zaman sonra bunların hepsi düzelecektir. Yeter ki sinirlenerek, bağırıp çağırarak ona zorluklar karşısında sinirli olmayı değil, dinlenerek tekrar uğraşmayı, denemeyi ve başarmak için inadına uğraşmayı öğretmek anlayışında olalım.

Okumak uzun soluklu bir yolculuktur ve bunun başı olan ilkokul eğitimi ve özellikle birinci sınıf çok önemlidir. İlk yıl minik yavrunun okula ve eğitime bakışı olumlu olursa bu üniversite eğitimine kadar uzanan verimli ve eğlenceli bir serüven olur.

Çocuklar en büyük sermayemizdir, bu sermayeye sahip çıkmak adına onlar için her türlü fedakarlık yapmaya değer değil mi?

Bir de bire giden çocuğunuzu çokça sevin; sevin ki sevmeyi öğrensin!

Ne dersiniz?

Abdulbaki Murat
Abdulbaki Muratabakimurat@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

3 ADET YORUM YAPILDI
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.