SON DAKİKA

ÖNEMLİ OLAN GÖREREK, FARK EDEREK GEÇEBİLMEK…

Bu haber 17 Nisan 2018 - 21:06 'de eklendi ve 2.001 kez görüntülendi.

Bir köy yerinde yaşlı bir amcanın, Mart ayı zamanlarında köyünü bırakıp bir tepenin üzerine çıkarak, on iki gün boyunca o tepede yaşadığı ve on iki günün sonunda da tekrar köyüne dönüp, bir sene boyunca havanın nasıl olacağına dair öngörülerde bulunduğu ve ona göre köylülerin, toprağa ne zaman, ne ekeceklerine dair kararlar verdiklerini duyuyorlar. Önce acaba adamın bir kerametimi var, diye düşünüyorlar. Sonra bir araştırıyorlar ki, aslında bu olay o adama has bir şey değil, “eski toprak” diye tabir edilen insanların, bildiği bir bilgi olduğunu keşfediliyorlar. Yani adam on iki gün boyunca, “her gün bir aya denk” gelecek şekilde, o gününü geçirerek ve yaşayarak, o ayın nasıl geçeceğine dair bir bilgi edinmiş oluyor. Bunu biraz daha araştırıyorlar. “Küçük” teki, ” bir parçada” ki, bir şeye bakarak bütünü algılama şekli bu. Sonra fark ediyorlar ki, bu yıllar yıllar evvel bir matematikçi tarafından keşfedilmiş. Bunun adına da franktal geometri diyorlar. Yani,  hep birbirini takip eden olayları yaşıyoruz. Bu küçük halini de yaşıyoruz, onun genele yayılmış halini de . Mart ayının arasına yayılmış on iki gün ama bu koca bir senenin nasıl geçeceğini gösteren bir hal.

 Bu tekrarların biraz detaylarına baktıklarında ise, hayatın her yerinde bunun olduğunu, doğada da birbirini tekrar eden ve birbirine benzeyen örüntüler olduğunu fark ediyorlar. Mesela bir ağacın dalının , bir ağacın yaprağının, “ağacın dışardan bakıldığındaki görünüşüyle” aynı olduğunu fark ediyorlar. “Parça bütüne benziyor, bütün parçaya benziyor”.

Biraz bunun üzerinde düşündüğümüzde, aslında bizler yaşamımıza baktığımızda hep aynı şeyleri yaşıyoruz. “Annenin kaderi kızına benziyor diyoruz ,aslında tıpkı babam gibi bir eş seçtim , anneme benzeyen bir patronum var, işte kızımın huyları aynı dedesi, babaannesi ya da oğlum aynen dayısına benziyor ” diye, benzetmeler yapıyor oluşumuz boşuna değil. Bu nasıl bir döngüsüdür ki Rabbim’ in, bizler hakikaten geçmiş kuşakların bir benzerini, kendi hayatımızda yaşarken buluyoruz. Ve kendi hayatımızda da, çocukken yaşadığımız bir olayı, yirmi sene sonra da başka şahıslarla , başka insanlarla da tekrar yaşarken de bulabiliyoruz.

 Rabbim, muhteşem bir düzen yaratmış. Biz, o parçanın hangisi olduğunu ve neleri tekrarladığımızı, yaşadığımızı bir fark edebilsek . Aynı tekrarların içerisinde, nerelerde ne oluyor da tökezliyoruz, ne bizim canımızı sıkıyor, bizi ne yoruyor bir görebilsek keşke . Biz o konularda gelişene kadar, bu tekrarlara hep yaşamaya devam ediyoruz. Diyelim ki geliştik ve biz bu konuyu çalıştık. Peki, sonra onu bir daha yaşamayacak mıyız?.. Hayır, gene yaşayacağız çünkü o tekrarların içinde var ama yaşayış tarzımızda duygusal çalkantı yaşayacak bir hale gelmediğimiz zaman, normal bir süratle geçiyor ve ne olduğunu anlayamadan geçiyor. Yani sıkıntı ile geçirmemiş oluyoruz ama yine de içinden geçiyoruz.

 Mesela diyelim ki,  buradan  Ankara’ ya gitmeye niyet ettiğimizde , görmeyi planladığımız şey Ankara’ yı görmek olduğu için , İzmit ten geçtik, Bolu dan geçtik yapmıyoruz da,  biz direk Ankara hava limanına  ineceğiz diye sanki oraların üstünden hiç geçmiyormuşuz gibi geliyor bize, ama geçiyoruz.. İzmit’ inde,  Adapazarı’nın da, Bolu’nun da üstünden geçiyoruz. Sadece bu geçiş hızlanıyor. Gerçekten öyle bir hızlanıyor ki,  dersini alman gereken yerlerde  halledebildiysen, uçakla üstünden geçmiş gibi oluyorsun. Halledemediysen, uğraya uğraya bazen yolda araban bozula bozula gidiyorsun ama yol aynı yol, güzergah aynı güzergah. Bu gün arabayla gittiğin yolu, yarın uçakla gitmiş gibi de olabiliyorsun eğer halledebiliyorsan. Ama tam hallettim dediğin bir yerde, döngü birden tam tersine işleyip, at arabasıyla da geri dönebiliyorsun ya da tekrar yayan gitmeye de başlayabiliyorsun. İşte, her an vasıtaların değişebildiğini , ” ben çok kötü oldum,  ben bittim” kısmı değil ama o farkındalığı her an yaşayabilmek önemli olan.

 Hakikaten muhteşem bir döngü var. Ne kadar istesek de, o döngünün tamamını idrak etme bilincimiz yok ama Rabbim muhteşem bir kitap nasip etmiş.  Doğaya baktığımızda o yaprakta ki,  ağaçtaki , böcekteki, çiçekteki, bir bal peteğindeki, bir ayçiçeğindeki o güzel döngüyü görürüz.  O güzel döngünün sistemine baktığımızda ise, biz de o sistemin bir parçasıyız. Sadece kendimizinkini çözemiyoruz, içinde olduğumuz için. Bunu hatırlayıp her yaşanılanın, her şeyin geçici olduğunu fark edebilmeliyiz. Sıkıntıyı da abartmaya gerek  yok o da geçecek, güzelliği de abartmaya gerek yok, o da geçecek.  Ama geçerken de,  Rabbim’in  orada bize hangi hikmetini gösterdiğini idrak ederek, görerek geçebilmek önemli olan..

Çünkü Allahû Teala’nın isimleri, o kadar güzel ki.. Zıtlarıyla beraber var yani bir yok edici sıfatları var, bir de var edici sıfatları var. İkisini de birden yaşayabileceksin ki , hata yapabileceksin ki af edilicilik sıfatını yaşayacaksın, merhamet sıfatını yaşayacaksın, şefkat sıfatını yaşayacaksın, sabır sıfatını yaşayacaksın  zulüm denilen şeyin içinden geçerken.  “O sıfatı görme” niyeti ile bir bakabilsek keşke.. ama çoğu kez yapamıyoruz işte.  Aslında,  o ” böyle heyecanla izlenen bir film gibi”.  Korku filmine gideriz ya, üstüne bir de para vererek. İşte orada, biz bunu kendimiz yaşayarak geçiyoruz.

Neden bize, yaşadıklarımız sıkıntı gibi geliyor.?  Çünkü, içinde yaşarken kendimizi araya koyduğumuz şeyler var. Kendimizden zannettiğimiz. Burada üç ben durumu yaşıyoruz.. “ben yaptım, benim için, benimle”.. Kendimizi araya koyduğumuz her şeyde bir sıkıntı, bir rahatsızlık hissediyoruz hamdolsun. Aynı zamanda bu, bize “kontrol edebilme yanılgısını” da veriyor. Bizim, bir şeyi kontrol edebilme gibi gücümüz yok aslında. Tesadüfi denk gelen zihinsel düşüncelerimizi, denk gelenleri birleştirip , “ha ben bu bilmeceyi çözdüm” gibi bir algımız oluşabilir. Bir daha bu sorunla karşılaşırsam “ben böyle yapayım, şöyle davranayım” diye bir denklem kuruyoruz kafamızda ama aslında hiç bir olay tamamen benim anlayabileceğim boyutuyla değil.  Yani benim idrak edebildiğim o kadar küçük bir alan var ki. O idrak bile değil aslında tamamen varsayımlarda bulunuyoruz. Öyle kabulleniyoruz ama işte o varsayımlarda  bulunmak , kontrol edebileceğimizi zannetmek, kendimizden olduğunu zannetme hallerinde, sıkıntıya girmiş oluyoruz o yaşadığımız şeyde.  İçinden geçmiyoruz, akmıyoruz da, dur ben şurada bir oturayım, oyalanayım diyoruz, oturunca zor geçiyor tabi. O yol örneğine geri dönersek, yürümüyoruz da bir oturuyoruz, bir kalkıyoruz ..İki adım atıyoruz, oturuyoruz. Bunu ben yaptım diyoruz, biraz bakıyoruz kalkıyoruz. Sonra, kendimizi başkasıyla kıyaslıyoruz. “Bak en azından onun arabası yok benim arabam var, o öyle yaptı ama ben öyle yapmadım” vb.. Kendimizi beğendirmeye çalıştığımız bir annemiz, babamız, kocamız, eşimiz , arkadaşımız, dostumuz oluyor. “Beni gör, beni fark et , bana değer ver, ben buradayım lütfen benimle ilgilen” gibi bir şeyler içinde kendimizi buluyoruz . İşte buralarda, o geçişin sıkıntı olduğunu düşünüyoruz.

Halbuki, orası perdelerin indiği yer. Allah, nasip ismiyle bakabilmeyi ve ismini hatırlayan eylesin. Oralarda, Rabbim’ in hangi sıfatıyla nasiplendirildiğimizi idrak etme bilinciyle, o niyette kalarak o döngülerin içerisindeki, o düzenin içerisindeki hikmeti fark edebilelim. Zaten, bundan daha güzel bir sevinme hali de yok. Acıyı bal eylemek de herhalde bu olmalı.. İnşallah nasip olsun dileğimle sevgiyle kalın..

 

Yasemin Topcuogluyasemintpc@outlook.com
beylikduzu escortsirinevler escortatasehir escortatakoy escort