Reklamı kapat

Reklamı kapat
BOLU HABERLERİ

PEYGAMBERLİĞE NEDEN İHTİYAÇ VARDIR?

Ana karnından itibaren insan daima başkasına muhtaç bir şekilde hayatını devam ettirmektedir. Dünyaya gelince bir anne ona bakmalı, yaşaması için çeşitli önlemler almalıdır. Büyükler hastalıklara karşı onu korumalı, tehlikelerden uzak tutmalıdır. Daha sonraki evrelerde de bazen baba devreye girer, veya bir öğretici işe müdahale eder ve çocuğun yetişmesi için ona eğitmenlik yaparlar. Bu süreç böyle […]

PEYGAMBERLİĞE NEDEN İHTİYAÇ VARDIR?
17 Mart 2015 - 20:18 'de eklendi ve 177 kez görüntülendi.

Ana karnından itibaren insan daima başkasına muhtaç bir şekilde hayatını devam ettirmektedir. Dünyaya gelince bir anne ona bakmalı, yaşaması için çeşitli önlemler almalıdır. Büyükler hastalıklara karşı onu korumalı, tehlikelerden uzak tutmalıdır.

Daha sonraki evrelerde de bazen baba devreye girer, veya bir öğretici işe müdahale eder ve çocuğun yetişmesi için ona eğitmenlik yaparlar. Bu süreç böyle devam eder gider.

“İnsan bilinmeyen varlıktır” der Alex Carrel. Bilinmeyen ama belki de bilinmeye uğraşılan bir varlık. Bazen çok bildiğini zanneden, zaman zaman da bilinmek için uğraşılan karmaşık bir yapı…

Cenab-ı Allah’ ın muhatap olarak aldığı ve “Şayet bu Kur’an’ı dağların üzerine indirmiş olsaydık Allah’ ın korkusundan paramparça olurdu. Düşünesiniz diye size böyle misaller veriyor”1 diyerek onu düşünmeye davet ettiği yarattığı ve yaratılmış olanların en şereflisi kıldığı varlık.

Evet insan eşref-i mahlukat olarak yaratılmıştır. Doğumundan ölümüne dek bütün evreler incelendiğinde biyolojik olarak özellikleri pek çok canlıya benzese de Rabbimizin insana bahşetmiş olduğu “Akıl” onu diğer canlılardan ayıran bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Lakin o akıl çok teferruatlı meziyetlere sahip olmakla beraber her şeyin üstesinden gelmeye (tek başına) muktedir değildir.

Hz. Adem’i Allah Teala yarattığı zaman ilk anda melekler “Orada kan dökecek bozgunculuk yapacak birini mi yaratacaksın demişlerdi de; Rabbimiz ise … Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.2

Allah Teala Hz. Adem’e bilmediklerini öğretti ve onu bazı imtihanlardan sonra yeryüzüne gönderdi. Daha ilk anda Şeytan ile olan diyaloğunda aklı olan bir insanın kendi kendine yetemeyeceğinin sinyallerini veriyordu. Rabbimizin sıkı sıkıya tembih etmesine rağmen yasaklanan ağacın meyvesinden tadılması olayı esasen insanın daima bir uyarıcıya ihtiyacının olduğunun bariz bir göstergesidir.

Bu enstentane aslında “İnsanın sorumsuz bir şekilde asla boş bırakılamayacağının3 bizatihi Rabu’l alemin tarafından gösterilmesi anlamına da gelebilir.

Diğer yandan tövbe kapısının açılması, insanların bağışlanması da hata yapılabileceğinin, bu hatalar sebebiyle uyarıcıların olacağının ve nihayetinde Rabbu’l Alemin’in merhamet vasfı devreye girerek kullarını bağışlayabileceğinin mevcudiyeti de peygamberlik müessesesinin bir delili olarak algılanabilir.

Kuşkusuz Rabbimiz Adem (AS) nin bu sınavları veremeyeceğini biliyor idi. Onu denedi, eksikliklerini ona bizatihi gösterdi, ve ne kadar mükemmel olsa bile ihtiyaçlarının, onun aklını başından alacağını ve kendisine yetemeyeceğini, yaşadığı gelişmeler ışığında bizzat gösterdi.

Zaman oldu dolaylı yollardan bazen de bizzat vahiy yoluyla ona hitap ederek doğruyu anlattı. Tarihsel gelişim içerisinde yaratılan ve helak olan kavimlere göz attığımız zaman görülecektir ki Hz. Adem ile başlayan ve diğer peygamberler ve kavimlerle devam eden süreçte insanın daima uyarılması ve bir kılavuza ihtiyacının olduğu algısı her zaman kendini göstermiştir.

Kavimler veya insanlar yanlış yapmışlar, yoldan çıkıp sap(ıt)mışlar Allah Teala peygamber göndererek yoldan çıkan bu kavimleri öncelikle uyarmıştır. Bazen sadece peygamber göndermekle kalmamış ayrıca bu peygamberlere mucizeler de vererek bu şekilde insanları hidayete/doğru yola davet etmiştir. Cenab-ı Hak davet yolunda zor olan peygamberlerin işlerini (belki de) böylece kolaylaştırmak istemiştir.

Kur’ an’ ı Kerim’ de adı geçek kavimler ve din dışı kaynaklara bakıldığında insanın daima bir yanlışa meyletme, nefsine ve şeytana uymaya meyilli olduğu gözlenmektedir.

Herhangi bir peygamberin ya da uyarıcının gelmediği zamanlar olarak adlandırılan Fetret dönemlerinde insanların ne derece yanlışlara saptığı, doğrulardan uzaklaşarak işi azgınlık mesabesine vardırdığı tarihsel gelişmelerden ortaya çıkmaktadır.

Nuh, Salih, Lut, İbrahim, İshak, İsa, Musa ve diğer peygamberlerin kavimleri dalalete düşmüş Cenab-ı Hak onları uyarıcı peygamber göndererek onların yaptıkları yanlışları anlatmıştır.

Başta “Ülü’l azm peygamberler” olmak üzere Kur’an’da adı geçen kavimler ve yüz yirmi dört bin olduğu söylenen tüm bu peygamberler bir nakli delil olarak bize göstermektedir ki peygamberliğe ihtiyaç vardır.

Bu ifadelerden sonra şu soru akla gelebilir. Hz. Muhammet’ten sonra neden peygamberlik müessesi kapanmıştır? Mademki peygamberlik bu kadar elzemdir bu zamanda da olmalı değil miydi?

Bu mantıklı sorulara şöyle izahat getirilebilir:

1-Günümüz “Ahir zaman”dır. Dünyamız yaşlanmış ve artık son demlerini yaşamaktadır. Ayrıca Hz. Muhammet (SAS) evrensel bir peygamberdir ve öğretileri (Sünnetleri, hadisleri) tüm dünyaya teşmil edilebilecek kadar da geneldir.

2-İslam inancının en büyük mucizesi olan Kur’an-ı Kerim’dir. O kitap Hz. Peygamber’ in vefatından sonra da bizatihi Yüce Allah tarafından korunmakla garantilenmiş (Şüphesiz Kur’ an’ ı biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz)4 ve yine o mucize olmasının verdiği bir özellik olarak tüm insanlığa yetecek kadar bir genişliğe ve içeriğe (Deki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek Rabbim’ in sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi)5 sahiptir. O Kur’ an insanları düşündüren (Artık siz düşünmez misiniz?)6 doğru yola sevk eden (Bizi doğru yola ilet)7 kötülüklerden uzaklaştıran, inananları iyi işler yapmaya sevk (…iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar…)8 eden, insana huzur veren özelliklere sahiptir.

O Kur’ an ile hasbihal eden, onu okuyan ve onun emirleri ile behemahal yaşayan kişiler doğruyu bulur tüm yanlışlardan uzaklaşır. Yine aynı kitapta “And olsun biz Kur’ an’ ı düşünüp öğüt alsınlar diye kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?9 buyurularak insanlar düşünmeye öğüt almaya teşvik edilmiştir. Bu ve benzeri pek çok ayet de insanların doğru yolu (Sırat-ı müstakim) bulmaları için teşvik vardır.

O halde ahir zamanda peygamber gelmese dahi yine de insanlar başıboş bırakılmamış ve bizatihi kapsamlı bir kitap ve onun birincil açıklaması olan Sünnet-i Seniyye ile yaşayan bir peygamber insanları uyarmaya devam etmektedir.

Uyarıcının/peygamberin olmadığı tarihsel bir süreç, cehaletin, her türlü ahlaksız gelişmelerin ayyuka çıktığı ve dünyanın yaşanılmaz bir mekan hale getirildiği ve yaşamanın her geçen an anlamını yitirdiği bir süreç olurdu.

Bu gün insanlarda din, iman ve vicdan varsa ve bu sayede güzel şeyler oluyorsa Yüce Allah’ın göndermiş olduğu kitap ve onun açıklayıcısı/yaşayıcısı peygamberlerin uyarılarının insanlar nazarında makbul görülmesindendir.

Aksi durumlarda yine günümüz dünyasında müşahede edilebileceği gibi öldürmelerin, yakıp yıkmaların, sapıklıkların tavan yapması da yine insanların ilahi öğretilere olan mesafesinden kaynaklanmaktadır.

Hz. Adem ile Ahir Zaman Nebisi arasında geçen ve günümüzü kapsayan süreç peygamberlik makamının lüzumuna dair sınırsızca mantıki gerekçeler ve akli delillerle gayet sarih bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

1 Haşr 21

2 Bakara 30

3 Tevbe 16

4 Hicr 9

5 Kehf 109

6 Nahl 17

7 Fatiha 6

8 Tevbe 71

9 Kamer 32

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER