BOLU HABERLERİ

TATİL

TATİL
3.125
01 Temmuz 2015 - 7:03

ömer-akmanşen-tatil

 

TATİL…

 

Okulların tatil olmasıyla birlikte resmi kurumlarda çalışan memurları ve özel kuruluşlarda çalışan ücretlileri tatil telaşı kaplar. Belli bir maaş ve ücret karşılığı çalışanlar için yıl boyu çalışmanın karşılığında tatil yapmak zihin altına yerleşmiş bir ihtiyaç kabul edilir. Tatil, Arapça kökenli bir kelime: terk etmek, ihmal etmek, işten aciz kılmak anlamlarına geliyor. Kavramın kökeninde bir olumsuzluk var. Yürüyen bir süreci kesintiye uğratmak var.

 

Tarihsel sürece baktığımız zaman, tatil algısı 19. Y.Y. da hayatımıza dahil olmuştur. Tüketim toplumunun bir uzantısıdır. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında okullarda, perşembe günü öğleden sonra başlayan ve cuma günü dahil olmak üzere bir buçuk gün tatil yapılırdı. Cumhuriyet’in ilanından sonra, hükümetçe, resmî bir hafta sonu tatili üzerinde duruldu. Çalışanların hiç dinlenmeden çalışmaları, onların çabuk yıpranması ve iş güçlerinin azalması olarak kabul edildi. Hafta tatilinin, sağlık nedeniyle gerekli olduğunu takdir eden TBMM, 2 Ocak 1924 gün ve 394 nolu yasayla cuma gününü zorunlu tatil günü olarak kabul etti. Ancak, bir süre sonra Cuma gününün tatil için uygun olmadığı düşünüldü. Çünkü Batılı ülkeler pazar günü tatil yapmaktaydılar. Halbuki, Türkiye’nin bu ülkelerle çok sıkı ekonomik ve ticarî ilişkileri vardı. Cuma günü Türkiye, pazar günü de Avrupa piyasası kapalı olduğundan, ülkemizin ekonomik hayatı, yabancı piyasasına göre cumartesi öğleden sonra, Avrupalıların yaptığı tatil dikkate alınacak olursa, iki buçuk gün bir durgunluk devresi yaşanıyor, bu da büyük zararlara sebep oluyordu. Bu durum göz önüne alınarak, 27 Mayıs 1935 tarih ve 239 sayılı kanunla cumartesi günü öğleden sonra başlamak üzere pazar dahil, hafta tatili 1,5 gün olarak kabul edildi. Daha sonra 30 Mayıs 1974’te hafta tatili, cumartesi ve pazar, tam gün olarak iki güne çıkarıldı. Ülkemizdeki hafta tatilinin tarihsel gelişimi bu şekilde olmuştur. Dünyada Endüstrinin gelişmesiyle başlayan yıllık tatillerin ülkemizdeki uygulaması da Cumhuriyetin kurumlarının yerleşme süreciyle başlamıştır. Aslına bakarsanız tatil olgusu bizim kültürel kökenimizde pek de olmayan bir anlayış. İş bırakma uygulaması bayram günleri ve Cuma namazı için geçerliydi. Zaman mefhumunun çok değerli olduğu, boşa vakit geçirmenin kesinlikle meşru görülmediği bir inanç sistemine sahibiz. İnşirah suresinde Yüce Allah ( C.C.) “ Bir işi bıraktığında başka bir işe başla.” buyurmaktadır. Tatil algısı gerçekten bir ihtiyaçtan mı kaynaklanıyor? Şayet çalışma esnasında zihinsel ve fiziksel gerginliklerin ortaya çıktığı “tükenme sendromu” diye adlandırılan bir durum ortaya çıkıp, iş veriminin düşmesine ve farklı sıkıntılara yol açan bir problem meydana gelirse tatil yapmak kaçınılmaz hale gelebilir. Özellikle son yıllarda çalışanların işverenden mutlaka almaları gereken bir hak olarak gördükleri izin ve tatil olgusu nedense kendi işini yapan iş sahipleri için birkaç günü geçmeyen bir dinlenmeden öteye geçmiyor.

 

Günümüz turizm anlayışını da bu kapsamda düşünebiliriz. Turizm algısı da tamamen tüketim odaklı. Bizim tarihimizde yapılan seyahatler tamamen ilim ve ibret merkezli idi. Seyahat kesinlikle boşa geçirilen bir zaman ve para öldürme işlemi değildi. Gezilen yerlerde ya ilim tahsil edilir yada ibret alınırdı. Buna bağlı olarak turizm idare tarafından ve bazı sivil kuruluşlar tarafından gelir kaynağı değil, tamamen gider kaynağı idi. Seyahat yapan kişiler bu kuruluşlar tarafından yedirilir içirilir ve ulaşım vasıtası olarak kullandıkları hayvanlarının bakımları hiçbir ücret alınmadan karşılanırdı. Seyahat eden insanların niyetlerinin boşa geçirilmiş bir amaca hizmet etmeyeceği düşünülerek onlara hizmet etmek bir onur kabul edilirdi. Bazı bölgelerimizde kalıntılarını gördüğümüz kervansaraylar bunun göstergesidir.

 

Modern zamanın turizm ve tatil algısını değiştirmek gibi bir düşüncenin beyhude olduğunu biliyorum. Toplum düşüncesinin değişmesinde kişisel düşüncenin etkili olduğunu unutmayalım. En azından tatilimizin içeriğini değiştirmek hepimizin elindedir. Tatilimizi bir zaman öldürme aracı olarak değil kişisel anlamda bir arınma, akrabaların ziyareti için bir vesile ve ziyaret ettiğimiz yerlerden ibret nazarıyla ve bilgi ve görgü doygunluğuyla dönme olarak görmeliyiz. Tatil günlerimizi yaşadığımız coğrafyayı tanımak için fırsata çevirelim. Tarihi ve coğrafi keşiflerimiz yaşadığımız memleketi daha değerli kılar. İmkan ölçüsünde bu keşiflerimizi ülke dışına da çıkarabilmeliyiz. Bu keşiflerimiz sonunda gerçekte kendimizi keşfettiğimizi anlayacağız. Bu bilinci çocuklarımıza da aşılamalıyız. Bir tatil beldesinde iki duvar arasında ve birkaç yüz metrekarelik alanın dışına çıkmadan denize girip çıkmanın kelime anlamıyla bir “tatil” olduğunu ama kesinlikle zihinsel bir dinlenme ve arınma olmadığını bilmemiz gerekir. Dini bayramları bile tatil beldelerinde geçirmek ayrı bir garabettir. Tatilinizi gerçek anlamda bir dinlenme , arınma, kaynaşma ve ibret alma olarak geçirebilmeniz dileğiyle. Sağlıcakla kalın.

 

 

Ömer AKMANŞEN

 

GÜNLÜK HABER AKIŞI
Asuman Sarı | Hacet bayramı
GÜNLÜK HABER AKIŞI
Biz Bolu’yu Çok Seviyoz
GÜNLÜK HABER AKIŞI
SİGARASIZ AŞK
GÜNLÜK HABER AKIŞI
HADDİNİ AŞTI KALEM
GÜNLÜK HABER AKIŞI
HAYVANLAR VE İNSANLAR