SON DAKİKA

Türk Sineması

Bu haber 06 Eylül 2016 - 23:12 'de eklendi ve 723 kez görüntülendi.

Türk Sineması

 

Birkaç arkadaş bekliyoruz kapıda. Birazdan  ara verilecek ,dışarı çıkanların arasına karışıp içeri gireceğiz. Kapı görevlisi fark etse de göz yumacak bize .ilk yarı dışarda zar-zor duyduğumuz  seslerle kendi yazdığımız senaryonun ikinci perdesini  seyretmek için gireceğiz içeri. Sindire sindire baktığımız kapıdaki  afişteki  film kareleri  de peşimizden ..

Muhtemelen boş koltuk olmayacak, kimsenin görüş alanında olmamak için duvar dibine sıralanacağız.

Ve ömrümüzün en uzun dakikaları eşliğinde üç kez çalacak gonk. Ve dışarda kalanlara aldırmadan  kararacak salon.  Yarım kalmış bir hayalin , gerçeği  yansıyacak  karşı  duvara..

Güleceğiz , ağlayacağız hep beraber. Öfkelenip, sonunda intikam mızı  alacağız kötü adamlardan… Aşıkların kavuşması için ettiğimiz dualar tutacak ,  kavuşacaklar…  Öksüz kızın  , öldü sandığı babası meğer yıllardır hapishanede imiş yalan  söylemişler,  çıkıp  ansızın gelecek.!.   Kansere yakalanan  sevgili ye aşk  iyi gelecek  ayağa kalkacak.  Sizi çok sevdim ,size  anne diyebilir miyim dediği kadın kendi öz annesi çıkacak. Hep kötüler kayıp edecek ,iyiler sonunda  mutlaka kazanacak …

******

Orta okul yıllarıma denk gelir ilçeye sinemanın gelişi. Hayatın akmadığı bu küçük ilçede, “haftalık gelen”  ve  “ pek yakında” gelecek olan filmlerle  ilerlerdi zaman .

İlçeyi boydan boya ikiye ayıran  tek caddesinin başında, ortasında ve sonunda afiş panoları olur gecede ışıklandırılırdı. Kış günleri yağan kardan sızan suların gazabına uğramazsa ya da keskin nişancı bir çocuğun sapanından çıkan  taşın hedefine ,  lambaları birkaç gün dayanırdı.

Tüm lambaların yandığı bir gece, panoları gören pek  olmamıştı.

Sabah okula giderken, bizi karşılar , “bir yolunu bulup nasıl, hangi  seansta  buluşacağımızı bize düşündürtür , akşamda gelemiyorsunuz  sanırım” dercesine hüzünle boynunu bükerdi.

Ne güzel filimler gelirdi , biz de ne güzel gidemezdik.

******

Vurdulu-kırdılı  filmler  en çok dikkatimi çekerdi. Bir filme ölen kötü adam diğer filmde  karşıma çıkardı şaşırırdım ama  bereket  bu filemde de  ölürdü de ben rahatlardım .

Bir vuruşta  Bizans’ın  en az on askerini kaleden aşağı atabilen, ya da çift tabancalı ,her attığını gözünden vuran, sert ama merhametli  , güzel kızların aşık olduğu  fedailerimizle geceleri rüyamı  paylaşırken ,gündüzleri onlara  benzeyenleri  aramakla , ya da  bir gün onlardan biri olabilmek hayaliyle geçiriyordum  günlerimi.

O sıralarda ilçeye televizyon gelmiş, çatılarda antenler çoğaldıkça  konuşmalarımızın seyri  sinemanın büyüsünden  uzaklaşıyordu beni. Haliyle herkesi..

*******

Sinemadan   başka  şey vardı konuşacak artık. Dizi filmlerden bahsediyorlardı, eğlence programları ,güncel ülkeden dünyadan haberler.

Ve benim bol ekşın’lı  filmlerim ihanetin büyüğünü  yiyip, kenara çekilmiş artık konuşulmuyor ,  yerli aşk filmleri   zirve yapıyordu.

Salı akşamları , her hafta değişik “Türk Sineması “ yayınlanır , Çarşamba günü bizim konuşmalarımızın ilk sırasına “tekrarı” otururdu.

Yalnız bir sorun vardı, ne bizde neden inatla ,ısrarla  gidebileceğim bir  arkadaşın evinde televizyon vardı.

Gidip antenli  bir evin kapsında beklemek de olmazdı zaten . İkinci yarı alırlar içeri ihtimali de hiç yoktu  tanımadıkları  birini..

*******

Sinemanın kapısında beklemek artık cazip değildi, büyümüştük …  Görünmek   ayıp sayılıyordu. Para zaten hiç yoktu  dolayısı ile bizim biletli giriş ihtimali hiç olmayacaktı. Üstelik artık ilgimi çekmiyordu  ekşin filmleri.   Sonu  her koşulda mutlu biten aşk filmlerini seyretmek istiyordum . Böyle filmleri seyredip anlatan çocuklar ,okulda  kızların daha dikkatini çekiyordu.

Gerçi filmdeki öpüşme sahnelerinde , ev halkının kafayı başka  yere  çevirdiklerini anlatamıyorlardı ama olsundu, yakında uzaktan kumanda aleti çıkacak bu  sorunda “kanal değişerek”  atlatılacaktı . pek yakındaydı.

********

Antenli ev sayısı arttıkça yavaş yavaş sıra benim arkadaşların evlerinde geliyordu

Alamayan , parasızlığa isyan ile bir pişman, alanın her akşam evde yaşadığı  miting gibi toplanmalara isyanı bin’di.  Piyango gibi televizyonu olmayanlar ,olanlara kura çekiyordu, “akşam hangi komşuya gidelim” diye…

Bizim gibi, köyden okumaya gelen çocukların kaldığı “öğrenci evlerine”  televizyonun girmesine  daha en iyimser  30 yıl vardı.

*******

Şimdi televizyonu olan arkadaşlara bir yolunu bulup Salı akşamlar gitmek kalıyordu geriye.

Pür dikkat seyrediyordum, denk gelir, zorla misafir ettirirsem kendimi aşk konulu “Türk sinemasını”.

Arada , çaktırmadan anten fişini çekip  “bozuldu” numarası yapıp, geri göndermeye çalışsalar da, olsun  ne seyretsem  o kardı gayri..

Eğer  o hafta  gidememişsem ,erkenden arkadaşlara  anlattırıp , sanki seyretmiş gibi bende diğerlerine anlatıyordum. Bu sayede kız  “tavlamışlığım”  olmasa da  “etkilemişliğim” kesin olmuştur

******

Yıllar geçti..  Mevsimler değişti…  İnsanlar değişti,.. Dünya değişti.  Tatlar değişti…  Tercihler değişti. İyi-kötü kavramlar değişti,  Sevdalar- Aşklar değişti  ama kopyaları çoğalsa da eski  “Türk Sineması” hep orda, aynı  yerde ,  aynı sevgiyle , sevinçle güler yüzüyle  kaldı .

*****

Evet, her şey  değişti, ama hiçbir şey o yıllarda; Sanki tamamı bir yazım ekibinin ortak senaryo çalışması gibi , sadece iyi insan olmayı , kötülerin  sonunda mutlaka kayıp ettiğini ,yalanın ,hilenin  bir gün dönüp kendini vurduğunu anlattılar ısrarla hiç bıkmadan.

Yaşadığımız bu kocaman dünyanın sadece sevgiyle döndüğünü ve sevgi ile yaşanabilir olduğunu bize gösterdiler …

Sanırım, şöyleydi senaryo yazarken ki  halleri,

Köşe de gazetesini okuyan, aynı zamanda yazım masasını denetleyen  gözlükleri kaymış Hulusi Kentmen , karşısında çayını iki yudumda  bitirmiş yenisini bekleyen Münir Özkul, hemen yanı başında mutfak ile  salon arasında mekik dokuyup, yemek çay servisi yapan Adile Naşit, evin haylazı  Halit Akçatepe , evin yakışıklısı Tarık Akan,  evin,  en saf görüneni , bitirimi Kemal Sunal , masanın  öbür tarafında her zamanki gibi işlerine vaktinde gelmiş sorumluluk sahibi , kibirsiz, duru , güzeller. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit  ve   balkonda oturmuş sırasını bekleyen  sadece sahnede kötü olan iyiler ,Erol Taş, Bilal İnci, Hayati Hamzaoğlu, Hüseyin Paradan, Önder Somer…

Gözümün seçemediği onlarcası ,yüzlercesi  hatta binlercesi…

*******

Yaşadığımız yerin dışındaki dünyayı  sinemada gördü bizim  kuşak. Karşımıza çıkan  en iyi şeydi sinema. Kendisi bir mucizeydi  bize bıraktığı  da  mucize…

türk-sineması

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

Şuri Hamza Demirelarsima061@hotmail.com