ŞAİR HASAN ABİ… « BOLU HABERLERİ

22 Ekim 2020 - 03:10
Avatar

ŞAİR HASAN ABİ…

reklam
ŞAİR HASAN ABİ…
Son Güncelleme :

31 Mart 2014 - 22:01

reklam

“Harabet ehlini hor görme zakir; Defineye malik viraneler vardır” der Erzurumlu İbrahim Hakkı Merhum. Kim bilir Hasan Abi’ de bu dünyanın viraneliğinde bir define…

Ben onu gözü yaşlı, duygu yoğunluğundan mütevellit titreyen dudaklarıyla, şiir nağmelerini söylemeye çalışırken tanıdım. Gözlerinden aşağı her an süzülüverecek olan damlaların kutsallığı bilmem nelere bedeldir?

Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “İki gözü cehennem ateşi yakmaz:

Allah için ağlayanın ve vatan müdafası için bekleyen nöbetçinin gözü…” İşte o yüzden kutsal sayıyorum, menbaını duygudan alan, kibirsiz göz yaşlarını…

Görüntü itibariyle yaşını almış dersiniz, bir tekkenin dervişi misali, mahzun ve mütevazi… Ama konuşunca, yüreğindeki heyecanı, gönlündeki koru ele veriyor kendini. Konuşunca şiirce konuşuyor, Mü’ mince bakıyor ve duygulu ifadeleri ile boğazı düğümleniyor; kalakalıyor öylece…

İlk tanıştığımda bendenizin kurumun idarecisi olduğunu bilmediği bir anda “Hocam ben müdürle görüşmek istiyorum, beni ona götürün” dediğinde; “götürürüz abi, hele sen bi söyle bakalım sıkıntın nedir” deyince, önce durdu, yüzüme baktı, şaşırdı ve bir şelale gibi bırakıverdi kendini…

Bir bana bir masadaki yazıya baktı, ifadeleri titrekleşti; “senin ismine kurban olayım hocam!” diyebildi. Gönlündeki çağlayan coşmuştu bir kere, “çocuğun karnesinde isminizi gördüğümden beri sizinle tanışmak istiyordum, kısmet bu güneymiş, bu isme aşığım ben hocam!” dedi. (Yanlış anlaşılmasın sahsımı kastetmiyor, onun niyeti başka; ama gene de burası estağfirullah makamı olsun.)

Yeni tanıyordum. Kocaman gözlüklerinin içinde parlayan gözleriyle nesirden daha çok nazımla ifadeler kullanan bu şairi dinlemek onunla muhabbet etmek hoşuma gitmişti. Lafladık uzunca… Her ne kadar oturduğu yerde zamanımı aldığını düşündüğü için rahat edemese de bu devirde az bulunan “Efendi” insana örnek bir şahsiyetle muhabbet ediyordum neticede; zamanın ne önemi vardı ki?

Kutsal yolculuğun akabinde ziyaretime gelmişti. Gene iki gözü iki çeşme. Şairane ifadeleri sıralarkenki duygusal hali insanı fevkalade etkiliyordu. “Abi Allah sana da nasip eder inşallah, oralar çok farklı insanı ziyadesi ile etkiliyor” dediğimde, göz çağlayanları yine pınar oluvermişti. Allah’ ın ve Rasulü’ nün aşkı, firakı yüreğini dağlıyordu sanki. Sırf bu yüzden oralardan bahsedemedim, hıçkırarak ağlamasından korktuğum için. Zira “Medine’ ye inerken Rasülullah Efendimiz’ in parlayan Ravzası insanı nasıl etkiliyor abi bir görsen” dediğimde, boğazının düğümlendiğini ve “Ben dayanamam hocam oralara” dediğini anlayabildim… Gerisini getiremedi…

Düşünüyorum da ulaşamadığı o “En sevgili” onun içini bir kor ateşi gibi yakıyordu. Bu aşk “alaylı bir mutasavvıfta” bulunması gereken ve kişiyi belki de fenafillah mertebesine ulaştırabilen bir duygudur.

Vecd halini müşahede ediyordum adeta…

Uzunca bir zaman sonra ziyaretime geldiğinde

-Hasan Abi nerelerdeydin, gözlerimiz yollarda kaldı, deyince

-Sorma Hocam memlekete gittim, lakin canım sıkıldı, dedi.

-Hayrola abi canını sıkan nedir? Dediğimde ise:

“Hocam, köyüme gittim. Pişman oldum; horozlar ötmez olmuş. Köpekler susmuş; ne eşek anırması ne de inek bağırması duydum, köy köylükten çıkmış, çeşmelerin suyu bile azalmış, mahzun oldum köyümde” dedi. Tabi durur mu patlatıveriyor gene dörtlüğü…

“Koççağız’ da acı poyraz esmiyor;

Merasında koyun kuzu gezmiyor.

Evler kimsesiz;  viraneye benziyor;

Tanınmaz hale gelmiş Koççağız’ ım”

 

Anadolu köylerinin mahzun halini ne güzel de özetleyivermişti Hasan Abi. O köyleri değerli ve güzel kılan kendine has özellikleri iken, sanki üzerinden Moğollar geçmiş gibi bir sessizlik hakimdir genelde. Yazık ki neredeyse tüm Anadolu köylerinin ortak özelliği olmuştur bu.

Bir gün bankaya gider Hasan Abi. Tesettürlü bir bayan görür ve kendine has üslubuyla “içim ısındı hocam” diyor. lakin biraz sonra iş sıraya girmeye geldiğinde, o bayanın o kadar kişinin önüne geçerek göz-kaş işareti ile işini yaptırması fena bozmuş Hasan Abiyi.

“Hocam taşıdığı örtü ile yaptığı iş ne kadar da çelişiyor. Görüntüsü iyi olsa da yaptıkları çirkin, böyleleri yüzünden insanların tesettür konusunda düşünceleri bozuluyor” dedi.

“Dur abi dur! Sui misal misal olmaz, bir kişiden yola çıkıp milleti yargılamak doğru değil” dedimse de hassas şairlik ruhu ve beklentisinin yüksek oluşu, yıkmıştı biçare Hasan Abi’ yi.

Başka bir gün “Hasan Abi mısralarında imla hataları olabiliyor, bunları düzeltirsek daha iyi olur” dediğimde: “Hocam bunlar düşünülerek söylenen şeyler değil. Bir anda gelir ve içindekileri döküverirsin mısralara. Ondan sonrasını düzeltmek gerekiyorsa da düzeltebiliriz” diyor. “Gönülden gelmedikten sonra neyleyim öyle şiiri” diye de ekliyor.

Aşk zerrelerine kadar işlemiş. Başından geçen dertler şair yapmış sanki onu. Özellikle genç yaşta yarı kıyametinin kopması çok etkilemiş kendisini. Hastane köşelerinde koşuştururken, zevcesinin eriyen halini gördükçe kederlenmiş, lakin isyan etmemiş. Mürekkebi gözyaşı olan kalemini alıvermiş gele eline;

“Çok aradım sana çare bulamam

Hakkın emrisin, karşı duramam

Muradımı daha aldım sayamam

Var git ölüm; ne olur sonra gel!”

diyerek Rabbine yalvarmış, niyazda bulunmuş boynu bükük mahzun bir eda ile… “Allah’ ın takdirine boynumuz kıldan ince” diyor.

Hasan Abi tevekkül sahibi bir adam.  “Kahrın da hoş, lütfun da…” diyerek musibetin ilacının gene tevekkülden geçtiğini ifade ediyor.

Merhum Muhsin YAZICIOĞLU’ nun beklenmedik bir şekilde şehadeti sonrasında onun anısına bir şiir yarışmasında birinci olarak tüm dikkatleri üzerinde topluyor. Ama bu onun umurunda bile değil. Muhsin Başkan konuşulunca koyuveriyor kendini. Gözleri nisan yağmuruna dönüveriyor o demde. Ödül için Ankara’ ya gittiğinde de insanların mağruriyetini eleştiriyor bu arada.

“Hasan Abi Muhsin Başkanla ilgili şiirini bir oku da dinleyelim” dediğimde:

“Selam durmam dedin Sincan’ da tanka

Tankın namlusu dönmüşse halka

Eğilir başımız sadece hakka

Uçarak kavuştun Hakka başkanım”

 

Dörtlüğünü duygulu, zaman zaman gözünü uzaklara dikerek okuyuverdi. Ne çare ki devamını gene getiremedi. Boğazı düğümlendi, nefesinde boğuldu ve öylece kalakaldı…

Hasan Abi tam bir doğa hayranıdır. Memleketi Yozgat, Anadolu ve onun uğruna feda edilen şüheda için yanıp tutuşmaktadır adeta. Köy ve köy hayatı gözlerinde tütmektedir; bunu simasında müşahede edebiliyorsunuz.  Diploması olmayan ama gönlü bir akkor gibi olan alaylı Şair Hasan Abi’ ye böyle birkaç cümleden oluşan yazı az gelir. Ona ait bir dörtlükle bitirelim:

“Özledim baharda kokan toprağı

Özledim dalda açan yeşil yaprağı

Özledim kuşkuşu, yemlik madımağı

Özledim; yufkayla yemek isterim.”

reklam

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam
reklam