BOLU HABERLERİ

Yazar şair fotoğraf sanatçısı Hüseyin DEMİR ile

Yazar şair fotoğraf sanatçısı Hüseyin DEMİR ile
Şuri Hamza Demirel
Şuri Hamza Demirel( [email protected] )
1.972
16 Nisan 2019 - 11:42

Yazar şair fotoğraf sanatçısı Hüseyin DEMİR ile.

Yazar, şair ve fotoğraf sanatçısı. Hayata bakışıyla, aktif yaşamıyla, çevresine duyarsız kalmadan, ilgisini bilgisini esirgemeden aktaran, yeni nesile örnek bir insan. Emekli olmuş fakat bir köşeye çekilmemiş, enerjik, her zaman faal olmayı tercih eankara escort yaşam tarzının yanı sıra, pozitif duygularla hayata bakabilen;  Hüseyin DEMİR

– Hüseyin bey hoş geldiniz. Öncelikle yoğun çalışma programınızdan zaman ayırıp röportaj isteğimizi kabul ettiğiniz için kendim ve okuyucularımız adına size çok teşekkür ederim. Tanıtmamız gereken o kadar çok yönünüz var ki. Kitaplarınız, öyküleriniz, şiir leriniz, ve benim de çok beğenerek takip ettiğim fotoğraflarınız.  Klasik sorumuzu sorarak röportajımıza başlayalım istiyorum. Bizlere kendinizden, bahseder misiniz..?

– (H.D) Merhabalar. Asıl ben teşekkür ediyorum böyle bir ortamı yaratıp; şiiri, edebiyatı yaşamı konuşma fırsatı verdiğiniz için.  1966’dan bir fazla, 1968’den az eksik bir yılın bahar ayında Malatya-Hekimhan-Boğazgören köyünde doğmuşum. Sonra klasik okul süreçleri. Yaşanmışlıklarımızı biriktire biriktire devem etti hayat. İş, emek, para derken geldik ellili yaşlara. Biz çocukken ellili yaşlar “Yaşını yaşamış ölebilir, arkasından fazlaca gözyaşı dökülmesine gerek yok ” kıvamındaydı” ama; şimdi benim için bu yaşlar “Yaşadıklarını, biriktirdiklerini en güzel şiirle ve romanla süsleme yaşı”. En güzel şiir, roman henüz yazılmamış olandır deyip peşine takılıp gidiyoruz işte hayatın. En güzelini yazıncaya kadar devam yani.

 – Dördüncü kitabınız olan ” Bir, İki, Üç Sobe” Yakında okurlarınızla buluşacak. Diğer üç kitabınızın ve son kitabınızın içeriğinden bizlere biraz bahseder misiniz ? Sizi bu eserleri yazmaya iten neydi..?

– (H.D) Okuyup ‘Adam olabilmek’ uğruna, Hekimhan’ın en kötü evlerinde elektriği yok, suyu, banyosu, tuvaleti dışarıda ama umudu hep içerisinde canlı tutarak yaşayan, başına gelenlerin  sadece sahipsiz bir alt yazılı drama olduğuna inanan, en koyu karanlıkta bile gece güneşi gibi parlayıp gökyüzündeki diğer ışıkları takip ederek aydınlığa ulaşmak isteyen tüm köy çocuklarına diyerek onlara itham ettiğim bir kitap bu. Bazen Fakir Baykurt tadında Anadolu’yu dolaşacak okur, bazense Yaşar Kemal betimlemesiyle Çukurova’yı.  12-13 yaşında bir ortaokul öğrencisinin gözünden 80’li yılları okuyacak, televizyonun gelişi, sinema, devrim düşleri ve darbe sonrası değişen ilçenin durumuna şahitlik edecekler. İlk kelimeyi yazdığım andaki heyecanımı hep koruyarak devam ediyorum. Tek rakibim zaman. Ne zaman bitirebilirim kestiremiyorum. Ama bitecek, okuruyla buluşacak.                                                                                                                             

“Ağustos ve Askıda Şiir” kitapları arka arkaya (4 yıl arayla) çıktı. Olumlu geri dönüşümler aldım, hala da alıyorum. Yüzlerce kişinin yüreklerinde ufakta olsa yer aldılar, alacaklar biliyorum. Bir kaç yıl aradan sonra “Öykü-Roman” tadında  “Hüznün Alıngan Öyküleri” çıktı. İyi’ki; iki yıl “olmayan zaman aralığımda” çok şeylerden feragat edip yazmışım diyebildiğim tepkiler aldım. Emeklerime değdiğini ve tekrar tekrar yazmam gerektiğine kanaat getirdim. Yazmak, yazabilmek bir aşk hali. Susamak gibi, yemek gibi bir ihtiyaç durumu bende. Okuma’da  tabi öyle. Hani der ya şair “Ne yazdığın değil ne okuduğun önemlidir”. Herkes hayata bakarken sadece kendi penceresinden gördüğünü tanımlayabilir. Yazmak biraz bunun daha ötesinde bir şey sanırım. Pencerenden görünmeyenleri de o karenin içine sokabilme sanatı.

– Bütün öykülerinizin, kitaplarınızın ve şiirlerinizin siz de yeri ayrıdır. ” Gözbebeğim” diyebileceğiniz, siz de yeri ayrı olan hangisi..?

– (H.D) Aslında bu sorunun orijinal hali şöyle sanırım. “Hangi çocuğunuzu daha çok seviyorsunuz”. Benim için kitaptan daha beri,  yazdığım bir satır bile kutsalım. Her şeyde taviz verebilir hoşgörü gösterebilirim ama yazıda asla. Bir noktasına veya virgülüne dokunulmasına gönlüm razı olmaz. Eleştiriler tabi ki olmalı. Bu insanı doğruya iter ama eleştirenin de o konu hakkında ne bildiği de önemli benim için. Yazdığım her kelimeyi, cümleyi, satırı, makaleyi, kitabı aynı dozda seviyorum. Yani Hamzacığım gözümün bebeği bir ama o bebekten gördüklerim sayfalarca. Hepsi ayrı ayrı güzel…

 – Sözün en güzel hali Şiir’den ve Şairlikten de bahsedelim istiyorum. Çevremizde yaşadıklarını, duygularını ifade etmeye çalışan, bunu da şiir formatında yansıtarak, ” şiir yazıyorum” diyebilen kişileri görebiliyoruz. Yüzlerce şiir ve yüzler ce şair. Bu yazılanların hepsine şiir ve şiir yazanların hepsine şair diyebilmemiz mümkün mü..? Değerli Yazarlarımızdan, Şairlerimizden Coşkun KARABULUT ” Şiir yazmak, yaşamı her seferinde yeniden yorumlamaktır. Yaşam boyu edindiğimiz bilgileri her seferinde yeniden temize çekmek ve yeniden damıtmaktır. Her şeyden önce de kimse gibi değil, kendin gibi yazabilmektir. Özgünlüğü yakalayarak kendin olmaktır ŞİİR.” diyor. Bu konudaki düşüncelerinizi sormak istiyorum. Ayrıca Sizce Şair kime denir..?  Şiiri nasıl tanımlarsınız konusunda da düşündüklerinizi bizimle paylaşır mısınız..?

– (H.D) Demirel’in bir sözü vardı hani “Yürümekle yollar aşınmaz” diye.  Şiir yazmakla da şiir bitmez. Herkes yazsın. Zaten duygunun dışarı ifade hali değil mi şiir?. Herkesin ortak dili şiir. Bu karışıma katkısı olan kim varsa iki satır yazıp koysun ortaya. Zaten okur ayırıyor yeri ve zamanı geldiğinde.  Örneğin bizim için Nazım Hikmet iyi bir şair ama onu sevmeyen okumayan milyonlarca insan var. Necip fazıl içinde herkes farklı şeyler söyleyebilir. Burada şairlik kavramını tam nereye oturtulmalı bunu kestirmek zor. Şiire bahane, öyküye konu lazım Hamzacığım. Bahanesi ve konusu olan herkes yazsın. İyi ya da kötü şiiri zaten okur ayırır nasılsa. Şiir için en güzel bahane aşktır bu arada (gülüşüyoruz).

İnsan beyaz bir tuval ise el değmemiş, Şiir de ona şekiller veren sanatsal bir fırçadır. Tablo biter ve karşına geçip bakarsın. Gördüklerinden bir “anlamlaşmış” bir şey çıkmış gibi geliyorsa o şiirdir işte. Herkes bakar ve herkes ayrı şey görür.  Şair burada fırçayı kullanandır. Eğer ustaca kullanıp ortaya bakmaya değer bir şey çıkardıysa işte şair odur. Aksi takdirde insanların bakıp bakıp geçtiği, bir şeye benzetemediği tuvallerin kötü boyacısından öteye gitmemiş kişidir. Tabi herkesin bakışı ve gördükleri farklıdır. İşte bu farklılık da şiirin ve şairin yerini belirler insanların duygu dünyasında. Yani her yazılanın şiir olmasına her yazanın da şair olmasına biraz okur karar verir. Bize de bu karara saygı duymak düşer haliyle..

– Şair sadece “iyi şiir” yazmakla yetinmeyip, ” iyi okurunu da beraberinde yaratıyor. Sizce ” iyi okuru yaratmanın yolu nasıl olmalıdır..?

– (H.D) Baharla  birlikte toprak yenilenir, karlar erir, derelerden akan sular birleşince bir noktada, sular daha bir heybetleşip sele dönüşür ve  önüne ne çıkarsa  sürükleyip götürür ya, iyi bir şiir de böyledir. Salıverirsin yukardan aşağıya takar peşine binlerce şiir Sevdalısını. İşte şiirinde böyle bir maceradaki geçtiği güzergahlarda geride bıraktıklarını toplayan da okurdur. Şair hep iyi şiir yazmaya gayret eder, okur da iyi şiir okumaya. İyi şiir, iyi okur biraz göreceli kavramlar gibi dursa da zamanla her şey yerine oturuyor. Bütün mesele, yazdıklarını bir şekilde okura iletebilmek. Gerisi geliyor zamanla.

– Hikayesi ile birlikte çok etkilenerek yazdığınız bir şiirinizi, Okuyucularımızla paylaşır mısınız..??

– (H.D) Geçenlerde çok sevdiğim bir ağabey aradı. Bu 10 Ekim Ankara mitingine katılmış, patlama sonrası çocukluk arkadaşının, köylüsünü kaybetmişti orada. Kendisi tesadüf kurtulanlardan. Bana katliamın yıl dönümünde Ata Önder’e  hitaben bir şeyler yazıp beste yapmak istediğini söyledi. “Ne yaptımsa olmadı bana yardımcı olur musun” dedi. Müzisyen kendisi aynı zamanda.

Bende;  “Ben gıyabinde tanıyorum o kişiyi ama hiç karşılaşmadık, olayı medyadan okuduğum kadarıyla biliyorum” dedim. Evet, olayı biliyordum acı ailesinin dışındaki herkes kadar beni de üzmüştü. Aynı yaşlarda idik ve aynı bulutun yağmurlarına denk gelmiştik en az 20 yıl. Sonra; “Bana bir şey söyle, ona şiir yazabileceğim bir kelime, bir anı, bir yaşanmışlık söyle yeterli gelir” dedim. Aradı tekrar, cenazeyi köye götürürken girişte annesi o kadar kalabalığın içinden çığlık çığlığa bani tanıyıp bağırdı.                                                                                                                                           ” Orhan, Önder’ime niye sahip çıkmadın, sana emanet etmiştim” dedi.                                                                     …….

Hangi dal budanırsa köze gider

Hangi yamaç aşılırsa düze gider

Söyle Önder’im söyle

Sen omuzlarda yürürken

Kapatsam tüm ışıkları

Hangi Yol dolanır da bize gider

Neyleyim neyleyim

Önder’im vurulmuş neyleyim

Bıraktım Ankara’da Azrail’e oğlunu

Şimdi Ben anasına Ne diyim

Sevdiği yolar saçını

Şimdi ben ona Ne diyim

 – Beğendiğiniz ve etkilendiğiniz Yazarlar ve Şairler kimlerdir..? Hangi yönden Sizi etkilediler..?

– (H.D) Hüznünde asi dağların şivesi bozuk dumanını taşıyan, Kadir Savun’la, Erol Taş arası Anadolulun dolu kısmını almış, nerdeyse koşar gibi konuşan, hep incinmiş bir çocuk ağıtı gibi duran çocukluğumun gençliğimin kahramanı Yaşar Kemal’li en başa koymak şartı ile ardına birçok şair, yazar ekleyebilirim. Yazı sonsuz bir evrende at koşturma sanatı ise yazarlar da en güzel at binicileri diyelim. Her kelime her söz her harf bize çok şey katmaya adaydır. Yeter ki dalından koparmasını bil sen. Bizim edebiyatımız bu konuda gerçekten çok zengin. Her yazar, her şair ayrı ayır bir derya. Faydalanmak isteyenlerin çok uzaklara gitmesine gerek yok. Bazen yazı yazmayı araba kullanmaya benzetirim. Ne kadar çok kurallarıyla trafikte kalırsan o kadar tecrübe kazanıyorsun. Yazıda öyle. Ne kadar çok okuyup yazarsan sonunda kendini keşfediyorsun. İşin sırrı bence ne yazdığın değil ne okuduğun, ne gözlemlediğin, diğer bakanlardan farklı ne gördüğün…

– Kitaplarınızda ve şiirlerinizde kendinizden soyutlanmış karakterimi yoksa sizi yansıtan karakterimi anlatmak daha güzel geliyor..? Yani eserlerinizin sizi yansıtması hoşunuza gider mi..?

– (H.D) insan yaşadığı yere benzer/o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer/suyunda yüzen balığa/toprağını iten çiçeğe/dağların tepelerinin dumanlı eğilimine, demiş Edip Cansever.  Bende bu benzemeden yola çıkarak insan en güzel şahitlik ettiklerini yazar diyorum. Hayal etmek, kurgulamak bir yetenektir, öyküleştirmek de tecrübe. Öyküleri oluştururken, birçok karakter yaratırsınız ve ya var olanlara can verirsiniz. Bu bir konsept işi. Bazen hayali bir kahramanı en iyi tanıdığınız bir karakterden daha iyi yazabilirsiniz. Roman size yön verir, ne yapılması gerektiğini kulağınıza fısıldar. Size de bu sese kulak vermek düşer. Su her zaman akıp yolunu bulmaz tabi. Bezende sizin gösterdiğiniz bir gölette toplanır. Sonra mayalanır bir süre orda. Bir gün gidip kontrol edersiniz; bir de bakmışınız roman veya şiir olmuş size gülümsüyor oracıkta.

– Günümüz gençlerinin şiire ilgisi sizce nasıl..? Hayal dünyanızı bu kadar genişlemesine sebep olan olaylar nelerdir? ( Aşık olmak gibi )

– (H.D) Son yıllarda şiire daha fazla bir ilgi var evet. Gençler yaşamda şiirin doldurduğu boşlukları her geçen gün daha iyi keşfediyor. Çünkü hiç bir teknolojik gelişme şiire alternatif bir duygu dili üretemiyor. Su akıp sonunda kendi yolunu buluyor yani.                                                             Ben bir şiir’e ya da bir yazıyı başladığım zaman ruhum bedenimden ayrılıp o kişi, o olay, o zamana dönüşür. Yazı biter gelip tekrar bedenime yerleşir. Anı mutlaka yaşarım. O nedenle olacak ki yazı da şiirde o an “en güzel” halini alır. Sanırım sorunuzun en kısa cevabı bu. Aşk şiire en güzel bahanedir,  ama aşksız şiirlerde yazılabilir. Ağıt gibi mesela. Yani bahanesi olan her söze evirilip çevrilip bir anlam verilebilir. Yeter ki olması gereken duyguyu katabilin içine…

– Yazarlık ve şairliğinizin yanı sıra, fotoğraf ta çekiyorsunuz. Aktif olarak ne kadar zamandır fotoğraf çekiyorsunuz ve en çok ilgilendiğiniz fotoğraf türü hangisidir.??

Portre, Belgesel, Doğa, Manzara, Macera, Reklam, Ürün, Sanatsal.

– (H.D) Fotoğraf çekimi bitip, evde bilgisayardan izlediğim anki aldığım zevki şöyle tarif ediyorum “Sabahları kahvaltıdan sonraki yakılan ilk tiryaki sigarasının vücutta bıraktığı ezici tadı gibi bir şey”. İyi Fotoğraf çekmek; iyi şiir, iyi yazı gibi bir şey. Yani ikisi de herkesin baktığı ama sadece senin görebildiğin ve gördüklerini yazıya, şiire fotoğrafa döktüğün ayrıcalıklı sanat. fotoğrafın içinde hangi tür derseniz ben porte derim. Çünkü insan ruhunun aynası yüzündeki çizgiler, ifade şekilleri. Binlerce fotoğrafın yerine bir kare fotoğraf yeterli olabiliyor anlayabilmek için bazen çok şeyi.

– Yazar, şair, fotoğraf sanatçısı kimliğinizin yanında, dünyanın en güzel ve büyük şehirlerinden biri olan İstanbul da bir işletme sahibisiniz. Sanatsal (Öykü, şiir, fotoğraf) çalışmalarınızı, nerede ve hangi zamanlarda yapıyorsunuz..?

– (H.D) Şair Nevzat Çelik ilk iki şiir kitabını hapisteyken yazdı. Ödüller aldı, şiirleri bestelendi hala büyük zevkle dinliyoruz. Şiirin kıyısından geçen herkes okumuştur bu iki kitabı merak edip. Hapisten çıktıktan sonra iki şiir kitabı daha yazdı ama kimse bilmiyor isimlerini. Okuyan da eski şiir kitabı tadında bir lezzet beklediği için hayal kırıklığı yaşayıp bir daha açmamak üzere kapağını kapatıp rafa koydu. Şiirde doğru zaman doğru an nedir, ilham denen o hep “zor gelen duygu” nedir bilmiyorum ama duygu yoğunluğunu bahanenizle tam harmanlamanız lazımdır ki ortaya bir şey çıksın.                                                                                                    İstanbul da herkes her şeye biraz geçtir, bende zamansızlığa geçim. Bazen sadece yazmak olsa işim diye iç geçiririm.                                                                                                               “Edebiyat karın doyurmaz, çay içirir” der yazar Sıddık Akbayır. Ee sadece çayla da yaşanmayacağına göre çalışmak da gerekiyor. ömrümüz zamandan yiyor, zaman da şiirden yazıdan. Ama yapacak bir şey yok. Bizde yaramaz öğrenciler gibi, arada sıkıcı ders saatlerinde okulu kırıp şiire, yazıya edebiyata fotoğrafa kaçacağız ve hiç zaman yok dediğimiz anda bile zaman yaratıp üreteceğiz.

– Sosyal medyadaki iletişimi samimi buluyor musunuz.? Sosyal Medyadan gelen öneriler tavsiyeler ya da olumsuzluklar sizi etkiliyor mu?

– (HD) Doğru kullanıldığı sürece sosyal medya faydalı. Samimimi onu kestirmek zor işte. Eskiden mektuplar beklenirdi gözlerini yatırıp ıraklara ( Şafak Türküsü) şimdi mesaj, mail ya da bir tık beğeni bekleniyor. Dünya değişiyor biz ne kadar bu değişimin içinde duygu arasak da, duyguların iyice azaldığı bir dünyaya hazır olmak zorundayız. Aynı masa başındaki arkadaşlar ellerinde telefonla başka arkadaşlarla yazışıyor. Üstelik bundan herkes hoşnut. Masadaki kişileri kaldırıp yazıştıkları kişileri oturtsan karşına, yine başkalarıyla yazışmaya devam ederler. Yani modern dünyanın yeni iletişim şekli bu. Kaçış yok ama en azından içine bir şey sıkıştırma çabamızdan vazgeçmeyelim .

– Kitaplarınızın belirli bir hedef kitlesi var mı? Yazarlığı dışında nelerle ilgilenmekten hoşlanıyor sunuz? En iyi okul hayat okulu mudur?

– (H.D) Hedef kitlem tüm okurlarım. Okuyan beğenirse zaten yanına birlerini ekliyor. Çoğalıyoruz böyle böyle. Söz uçuyor ama yazı hep kalıcı ve sonsuz. Bu sonsuzluk her geçen gün kendine yeni kalabalıklar oluşturuyor doğal olarak. Yazarlığın dışında yine yazarlıkla ilgilenmek isterdim. Şöyle sindire sindire zamansızlık çekmeden yazmak isterdim günlerce.

En iyi okul hayat okuludur ama sizin o okula ne kadar hazırlıklı olduğunuza bağlı birazda. Donanımınız, biriktirdikleriniz ve sizdeki karşılıklarının yaşamla bütünleşmesi. Ne koymuşsunuz hayatınızın içine, ne biriktirmişsiniz ve hangi zamanda kullanmışsınız o önemli..

– Hüseyin bey, çok güzel bir röportajın sonuna geldik. Size çok teşekkür ediyorum ve son soruyu da Size bırakıyorum, cevabıyla birlikte… Kendinize ne sormak isterdiniz ve sorunuzun cevabı ne olurdu..?

– (H.D) -Bunca soru- cevaptan sonra sözü şiire bırakmak lazım. En güzel soru da, cevapta güzel bir şiirin içinde saklı. Biz susalım birazda şiir konuşsun Hamzacığım. Bende çok teşekkür ediyorum. Umarım sorularınıza tatminkar cevaplar vermişimdir. Sözü, son yazdığım bir şiirin son kıtasıyla bitirelim .

….

Bir nehir akar ömrümüzden

Suları ıslata ıslata geçip gider

Yağmurları gözyaşı sanan

Avuç dolusu çocuktur artık zaman

Gelmeyeceğini bile bile özlerim seni

Yine de bir umut var içimde,

Bilesin…

halkalı escortavcılar escortşirinevler escortistanbul escortistanbul escorthalkalı escortşişli escortşirinevler escortesenyurt escortşirinevler escortşirinevler escortbeylikdüzü escortşirinevler escortşirinevler escortbeylikdüzü escortesenyurt escortavcılar escortşirinevler escortşirinevler escortavcılar escortatakoy escortşirinevler escortistanbul escortankara escortantalya escortantalya escortantalya escortavcılar escortbeylikdüzü escortavcilar escortbeylikdüzü escorttesettürlü escortbeylikdüzü escort