İŞTE GERÇEK ÇATI MİLLETİN ÇATISI
Uzun zamandan beri cevabını herkesim merakla beklediği AK PARTİ’nin Cumhurbaşkanı adayı kim olacak sorusu nihayet cevabını buldu.
Türkiye Cumhuriyetinin 12. Cumhurbaşkanı adayı, Türk Siyaseti’nde yaşattığı ilklerle ve başlattığı Sessiz Devrim Süreciyle bir döneme damgasını vuran, Türk Siyaseti’nin yetiştirdiği ender liderlerden biri olan RECEP TAYYİP ERDOĞAN.
Açıklama aslında malumun ilanından başka bir şey olmasa da, sürecin başından beri bir sürpriz olur mu sorusu da kafaları kurcalamaktan geri kalmadı. Sürpriz olmadı ve Recep Tayyip Erdoğan ismi, AK PARTİ’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak yurt ve dünya kamuoyuna gururla ilan edildi.
AK PARTİ’ye gönül verenlerin ve Türkiye’nin on iki yıldan beri yaşadığı istikrarın bozulmasından kaygı duyanların önemli bir kısmı, bir yandan, Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasının ardından, Parti’nin dağılacağı ve Türkiye’nin yine o eski karanlık yıllarına geri döneceği endişesiyle Cumhurbaşkanı adayı olmasını istemezlerken diğer yandan da çok sevdikleri liderlerinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en yüksek makamında görme isteklerinin paradoksunu yaşadılar.
Bu paradoksu en başından beri yaşayanlardan biri de benim. Neden Sayın Başbakan’ın Cumhurbaşkanı olmasını endişeyle karşıladığımın gerekçelerini http://blog.radikal.com.tr/Blog/mutlu-bilge sayfasındaki 24.04.2014 tarihli Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin İstikrar Bozucu Etkisi başlıklı yazımda detaylı olarak belirttim.
Özet olarak Cumhurbaşkanlığı seçimleri Türk Siyasal Yaşamında daima istikrar bozucu bir etki yaratmış dahası liderleri cumhurbaşkanı olan partiler dağılmış Türkiye istikrarsız ve karanlık dönemler yaşamıştır.
Bugünde mevcut yasal sistemde Anayasa’nın 104. Maddesi değişmeden, yeni yasal düzenlemeler yapılmadan Cumhurbaşkanı’nın aktif rol alması pek de mümkün olmadığı gibi karışıklıklara ve huzursuzluklara yol açabilecektir.
Herşeyden önce hükümetin başı olarak sorumlu başbakanın, devletin başı olan sorumsuz cumhurbaşkanının fiillerinden sorumlu olması hakkaniyete uygun değildir. Ancak bütün bunların yanında yukarıda da bahsettiğim gibi Türk Siyaseti’nin yetiştirdiği ender liderlerden biri olan, üst üste 6 seçim kazanmış ve halkın büyük bir sevgi seline mazhar olmuş Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı olmaması da kamu efkarında ciddi bir üzüntü bir gönül kırıklığı yaşatacaktı. Çünkü biz millet olarak sevdiklerimizi daima en yukarılarda görmeyi arzu ederiz.
Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi, milletin sevdikleri liderlerini baş tacı yaptığının en muazzam örneği olacaktır.
Günlerden beri Cumhurbaşkanı adayı arayışlarında milletin kafasını şişiren, çatı diye tutturan ve çatı diye millete EKMELEDDİN’i dayatan muhalefete karşı, bir dünya liderinin, RECEP TAYYİP ERDOĞAN’ın aday gösterilmesi her şeyden önce millete duyulan saygının eseridir. Olaylar karşısında demokratik bir tavır takınamayan, siyasi ufku sıfır, kendini aday gösteren partilerin isteği doğrultusunda eksen kayması yaşayan bir EKMELEDDİN’in aday gösterilmesi ben yaptım oldu alın size cumhurbaşkanı adayınız demek gibi bir saygısızlıktır.
Böyle bir facia ANASOL-M hükümeti zamanında Ecevit’in müthiş buluşu Ahmet Necdet Sezer olayında yaşandı. Cumhurun başı olarak, cumhurla hiç ilgisi olmayan Ahmet Necdet Sezer, ilahi bir adalet olarak Ecevit’in elinde patladı. Ecevit’e attığı anayasa kitapçığı ile memleketi sarsan ve ocaklar söndüren Ahmet Necdet Sezer benzeri bir olayın, Allah korusun EKMELEDDİN zamanında da yaşanması mümkündür.
Bugün geldiğimiz noktada millet 10 Temmuz’da bir karar verecek. Bir tarafta derme çatma malzemelerden yapılmış bir ahır çatısı. Diğer tarafta halkı aydınlıktan mahrum bırakmayacak bir uzay çatı. 1O Temmuzda millet kılavuzunu seçecek. Kılavuz var ki yolu pis kokulu bir yere çıkar, kılavuz var ki yolu aydınlık Türkiye’nin yarınlarına çıkar.
10 Temmuz’da millet bir karar verecek, milletin rüzgarı palavracıların çatılarını uçuracak.
MUTLU BİLGE 02.07.2014 / BOLU